|
|
|
 |
|
 |
 |
En Uygun Satılıklar |
|
|
 |
|
 |
En Uygun Kiralıklar |
|
|
 |
|
 |
Döviz Bilgileri |
|
 |
| T.C.M.B |
Alış |
Satış |
| EUR |
1.9252 |
1.9345 |
| USD |
1.4936 |
1.5008 |
| GBP |
2.2991 |
2.3111 |
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
 |
ANKARA ŞEHİR TANITIMI |
|
 |
ANKARA
Türkiye Cumhuriyetinin Başkenti Ankara, Orta Anadolu'nun merkezi bir noktasında kurulmuştur. Bu merkezi konumu itibariyle tarih boyunca özellikle Selçuklular ve Osmanlılar devrinde, Ankara keçilerinin tüylerinden yapılan sof kumaşlarının yurt dışına satılması Ankara'yı kervansarayların güzergahı ve bir ticaret merkezi haline getirmiştir.
Ankara, Birinci Dünya Savaşı sonrası Atatürk liderliğindeki ulusal direnişte belirgin bir konum üstlenmiş ve Ulusal Kurtuluş Savaşı ile Türk yurdunun yabancı işgalinden kurtarılmasıyla 13 Ekim 1923'de yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti ilan edilmiştir.
Ankara'nın en belirgin noktasında yer alan yapı, Ulu Önder Atatürk için yaptırılan ihtişamlı Anıtkabir'dir. 1953 yılında tamamlanan bu antik ve modern mimari sentezi yapı Türk mimarisinin gücünü ve zarafetini kanıtlamaktadır.
Şehrin en eski bölümleri tarihi Kaleyi çevrelemektedir. Duvarlar içinde 12. yüzyıla ait Alaaddin Cami her ne kadar Osmanlılar tarafından elden geçirilmişse de hala Selçuklu ahşap işçiliği ve sanatının güzel örneklerini sergiler. Pek çok sayıda ilginç eski Türk evi restore edilmiş ve sanat galerileri ya da geleneksel Türk mutfağından örneklerin sergilendiği lokantalar olarak yeniden hayat bulmuştur.
Hisar Kapısı'nın yakınlarında güzel bir şekilde restore edilmiş olan Bedestendeki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde Paleolitik, Neolitik dönemlere ve Hatti, Hitit, Frigya, Urartu ve Roma Uygarlıklarına ait paha biçilmez eserler yer almaktadır.
Kalenin dışında 13. yüzyıldan kalma Arslanhane Cami ve 14. yüzyıla ait Ahi Elvan Cami görünmeye değer eserlerdendir. Roma döneminin şatafatını M.S. üçüncü yüzyıldan kalma hamamlar, dördüncü yüzyıla ait Julian Sütunu ve ikinci yüzyıldan kalma korint stiline inşa edilmiş olan Agustus Tapınağı Ulus Meydanı'na yakın bir biçimde kalenin çevresindedir. İmparator Augustus'un "Politik Emirleri" nden biri olan ve kendisinin başarılarını ayrıntılı olarak veren yazıt, Ankara'daki Augustus Tapınağı'nın duvarlarıdır.
Kale yakınlarında, bir Roma Tiyatrosu ve aynı bölgede 15. yüzyıldan kalma Hacı Bayram Cami ve türbesi yer almaktadır.
Selçuklu tahta kapı oymacılığının şaheserlerinin ve diğer günlük kullanım araçlarının sergilendiği Etnografya Müzesinin hemen yanında yer alan Resim ve Heykel Müzesi Türk güzel sanatlarından kesitler içerir. Ankara'daki en büyük camii olan Kocatepe cami 1976 ile 1987 arasında Osmanlı mimarisine uygun olarak inşa edilmiştir.
Ankara, seçkin bale, tiyatro, opera ve halk dansları düzenlemeleri ile hareketli bir sanatsal ve kültürel yaşama sahne olmaktadır. Şehir, özellikle dinleyici sayısı hiç düşmeyen Flarmoni Orkestrası ile ünlüdür. |
|
|
 |
GÖLBAŞI KENT TANITIMI |
|
 |
| Gölbaşı, Ankara iline bağlı ilçedir. Mogan ve Eymir gölleri ile tanınır. Ankara şehir merkezine olan uzaklığı 20 kilometredir.
Şehir Merkezine Uzaklığı : 20 km.
Gölbaşı ve çevresinin sırasıyla M.Ö. 3., 2. ve 1. bin Erken Bronz, Hitit, Frig, Tunç Çağı, Roma ve Bizans Dönemlerinde iskan alanı olduğu, Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce Selametli, Tulumtaş, Tulumtaş-Ortaçayır Mevkii, Kızılcaşar-Gökçepınar Mevkii, Bacılar Köyü, Bezirhane Kültepe Mevkii, Bezirhane-Kepenekçi ve İncek-Harmantepe Mevkiinde yapılan inceleme ve araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır.
Kayı Beylerinin Söğüt’e gitmeden evvelki yerleşim alanı Gölbaşı’dır. Beynam, Karaoğlan, Karaali, Oğulbey bu dönemdeki yerleşim alanlarıdır. 1402 Ankara Savaşında Timur fillerini Gölbaşı yöresindeki ormanlarda saklamıştır. İlçe Mogan Gölü çevresinde bulunduğu için Gölbaşı adını almıştır. Resmi gazetede yayımlanan 29.11.1983 gün ve 2963 sayılı kanunla İlçe Teşkilatı kurulmuştur. 1991 yılının sonunda da Gölbaşı Belediyesi 07.09.1991 gün ve 20702 sayılı kararla Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisine alınmıştır.
Ankara gibi Gölbaşı ve yöresi de en eski medeniyetlerin yerleşim alanlarından biridir. Gölbaşı sınırları içinde -çok bilinmemekle birlikte- buranın eski tarihine ışık tutan sit alanı ve ören yerleri bulunur. Yapılan kazı ve araştırmalarda bölgede ilk Tunç, Hitit İmparatorluğu, Roma ve Bizans dönemlerine ait bulgulara rastlanmıştır. Bunlardan bir kısmı ilçe sınırları içindedir. Buluntulara genellikle yörede bulunan küçük yerleşim alanlarında rastlanmaktadır. Bunlar, kuzeybatıda Ahlatlıbel ve Taşpınar, güneybatıda Gökçehöyük, güneydoğuda Karaoğlan, güneyde Selametli Beldesi, doğuda Yurtbeyi Köy yerleşimleridir. Selametle, Gökçehöyük ve Bezirhane köylerinde ilk Tunç çağına ait höyükler ve kalıntılar, Taşpınar Köyünde Roma döneminden kalma mezarlık ve sütun başları; Karaoğlan’da Bizans Dönemine ait sikkeler ve kalıntılar; Yurtbeyi ve Karaoğlan köylerinde Erken hıristiyanlık dönemine ait kilise kalıntıları bulunmuştur.
Kent yakınında yer alan diğer önemli bir ören yeri ise Tulumtaş mağarasıdır. Ankara Çevre Otoyolunun yapımı sırasında işletilen bir taş ocağında çıkan bu mağara İncek, Hacılar ve Tulumtaş köyleri arasındaki Karayatak Tepe Mevkiinde bulunur. Ankara’ya 15 km uzaklıktadır. Uzunluğu 5 km, genişliği 1-1.5 km, yüksekliği 30-40 m olan, büyük bir kireç taşı bloğunun içinde kimyasal erimeler sonucunda oluşan mağarada görülmeye değer dikit, sarkıt ve sütunlar bulunmaktadır. Ankara’ya çok yakın olan bu mağara henüz ziyarete açılmamış olmakla birlikte sözkonusu mağara bölge için önemli bir turizm potansiyeli taşımaktadır. Bu mağara ve çevresi 1. derece doğal sit alanı ilan edilmiştir.
İlçe Ankara’nın mesire, sayfiye, turizm ve sanayi bölgesi durumundadır. Mogan ve Eymir Gölleri, doğal güzelliği, temiz havası ve balık üretimi ile ilçeye turistik bir değer kazandırmaktadır.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 62602'dir. Bunun 35308'si ilçe merkezinde, 27294'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır. |
|
|
 |
AKYURT ŞEHİR TANITIMI |
|
 |
İç Anadolu Bölgesi Ankara sınırları içerisinde geniş ve düzgün bir arazi üzerinde kurulu bir ilçedir. İlçemizin doğusunda Kalecik batısında Keçiören Güneybatısında Elmadağ ilçeleri bulunmaktadır. İlçe merkezi Çankırı, Kastamonu ve Sinop’u Ankaraya bağlayan Devlet karayolu üzerinde olup, Başkente uzaklığı 32km dir.
Yüzölçümü 258 km kare, denizden yüksekliği ise 960 metredir. İlçenin kuzeyinde kaleciğe bağlanan yol üzerinde ‘TEKEBELİ DAĞI’ 1250 m, Güneyinde ‘HÜSEYİN GAZİ’ tepesi 1415 metre doğusunda ise ‘idris dağı ‘1985 m bulunmaktadır.
Arazi yapısı itibarı ile arazinin büyük bir bölümü tarım arazisi niteliğinde olup Akyurt’un Ravlı çayı etrafta kavak ve söğüt ve meyve ağaçları rastlanır. Uzunlar köy yolu üzerinde yaklaşık 10.000 metre karelik meşe ağacı koruluğu bulunmaktadır.
14.yy sonuna kadar geniş ormanlık alanlara sahip olan Akyurt, yüzyıllar boyu yapılan kıyımlar neticesinde Ankara’nın da hamamlarının yakacak ihtiyaçlarının karşılaması neticesinde ağaçlık alanlarını büyük ölçüde yitirmişti. Buna mukabil son yıllarda belediyemiz, ilçemizdeki okullar ve okullardaki örgencilerin çabalarıyla ilçe merkezinde yeniden yeşillendirme ve ağaçlandırma çalışmalarına başlanmış bu amaçla bir de Hatıra Ormanı kurularak Ağaçlandırma çalışmaları ve ağaç sevgisi yaygınlaştırma çalışmaları sürmektedir.
Akyurt ’un ova bölgesinde toprakları kahverengi olan arazinin ortalama meyil'i % 3 ile % 8 arasında değişmektedir. Genellikle kumlu –tınlı toprak yapısına sahip organik maddece az potasça iyi fosforca fakir topraklara sahiptir. Arazi yapısı güney kesimlerde düz yer yer tepelik meyilli taban arazileri olup kuzey kesimlerde dağlık karakter gösteren tipik Orta Anadolu gruplarındandır.
Son zamanlarda yüzyıllar öncesinden gelen adeta Akyurt ’un simgesi olan ‘Üzüm Bağları’ yeniden canlandırılmaya başlanmıştır.
Uluslararası Esenboğa hava alanının yolcu kapasitesinin 10 Milyon'a çıkarılması Akyurt-Esenboğa, Esenboğa-Ankara arası bölünmüş yol çalışmalarının da tamamlanması ile Başkent'in en gözde ilçelerinden biri olacak olan Akyurt gelişmenin yeni adresi olma yönünde hızla ilerlemektedir.
| AKYURT |
|
Akyurt;
|
|
|
|
 |
ALTINDAĞ ŞEHİR TANITIMI |
|
 |
|
Tarihi M.Ö 4000’lere kadar uzanan Ankara, Cumhuriyetin kurulmasıyla başkent olur ve sahip olduğu manevi coğrafyanın üzerine inşa edilerek bu günkü görünümüne ulaşır.
Ankara’yı Ankara yapan tüm değerler Altındağ’dadır. Altındağ’ın (Eski Ankara’nın) tarihi, Kale’nin tarihiyle özdeş sayılır, bilinen tarihi paleolitik çağlara kadar uzanıyor. Ancak en aydınlatıcı bulgular Hititler’den öteye gitmiyor. M.Ö. 40OO-1200 yıllarına denk gelen Hititler döneminde Ankara Kalesi'nin İçkale bölümünün yerleşime açık olduğu biliniyor.
M.Ö. 547 yılındaki Pers egemenliğinden sonra, M.Ö. 281 yılında Galatlar'ın eline geçen Ankara, bu dönemde kale-kent haline dönüşür. Ankara Kalesi'nin konumu, yapılış şekli, kullanılan taşların özellikleri Galatlar tarafından inşa edildiğini gösteriyor.
Ankara, M.Ö. 25 yılında Roma topraklarına katılır, bulunduğu bölgenin başkenti niteliğini kazanır. M.S.1O yılında Hacı Bayram-ı Veli Camii'nin bulunduğu yerde İmparator Augustus adına bir tapınak inşa edilir. Yine bu dönemde İmparator Augustus Yunan şehir devletlerini (polis) örnek alarak Ankara'yı 12 semtten (füle) oluşan serbest bir şehir haline dönüştürür. Ankara, M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesiyle birlikte 1O73 yılına kadar Bizanslıların yönetiminde kalır.
1073'te kent Türkler’in eline geçer; 1143’te Selçuklu Sultanı 1.Mesut, 1169'da da 2. Kılıçarslan tarafından yönetilir. İç Kale'deki Alaaddin Camii, Samanpazarı semtindeki Arslanhane Camii Selçuklu döneminden günümüze kalan önemli eserler. 14. yüzyılda sık sık el değiştiren Ankara; İlhaniler, Eretna Beyliği, Ahiler daha sonra da Osmanlılar’ın egemenliğine girer, 14O2'de de ünlü Ankara Savaşı'na sahne olur Osmanlı döneminde, önce Büyük Anadolu Eyaleti'nin merkezi, sonra da sancak merkezi olan Ankara'da sof yapımı, debbağlık ve kundura üretimi oldukça gelişir, ticaretin gelişmesiyle birlikte birçok han ve bedesten inşa edilir.
Cumhuriyetin kurulmasıyla başkent olan Ankara, sahip olduğu tarihi mirasın üzerine inşa edilerek bu günkü görünümüne ulaşır. İlk yerleşim merkezi olmaya başladığı yıllardan itibaren Ankara, Altındağ bölgesinde kurulur ve gelişir. Kalesi, camileri, hanları, hamamları ve evleriyle kale ve civarında yerleşilmiş bir Anadolu kasabasıdır Ankara.
Altındağ, mimarinin yanı sıra önemli düşünürlerin, sanat adamlarının izlerini de taşır. Hacı Bayram-ı Veli, Mimar Sinan, Cenab-ı Ahmet Paşa bu önemli düşünürlerden birkaçıdır. Bu düşünürleri Altındağ bölgesi içinde somutlaştıran ve günümüze kadar ulaştıran Hacı Bayram-ı Veli Camii ve Mimar Sinan’ın izlerini taşıyan Cenab-ı Ahmet Paşa Camii en önemli eserlerdendir.
Ankara’yı Ankara yapan tüm değerlerler Altındağ’dadır. Altındağ dünyanın en önemli uygarlık müzelerinden olan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni de içinde barındırıyor. Ayrıca Kurtuluş, Cumhuriyet, Etnografya, Gar gibi diğer önemli müzeler de Altındağ sınırları içinde yer alır.
Cumhuriyeti kuran ilk meclis ve Cumhuriyet’in simgesi Zafer Anıtı Altındağ’ın merkezi Ulus’tadır. Yüzyıllardır ayakta kalan 30’a yakın Selçuklu ve Osmanlı dönemi camisi de tüm ihtişamlarıyla kenti süslemeyi sürdürüyor. Sulu Han ticaretiyle, Çengel Han sanayi müzesiyle, Pirinç Han ise kültür ve sanat merkezi olarak Altındağ’a hayat veriyor; Roma Hamamı, Augustus Tapınağı, Julianus Sütunu sizleri Roma ve Bizans İmparatorluklarına doğru mistik bir geziye çıkarmak için bekliyor.
Ankara’ya gelen yerli ve yabancı gezginlerin görmeden gidemeyeceği bir yerdir Altındağ. Ankara Kalesi’ne çıkılır ve Ankara tümüyle kuşbakışı seyredilir. Kültürel ve tarihsel zenginlikleriyle, camileri, kiliseleri ve havrasıyla Altındağ, Anadolu mozaiğinin en zengin örneklerindendir.
Tarihi M.Ö 4000’lere kadar uzanan Ankara, Cumhuriyetin kurulmasıyla başkent olur ve sahip olduğu manevi coğrafyanın üzerine inşa edilerek bu günkü görünümüne ulaşır. Ankara’yı Ankara yapan tüm değerler Altındağ’dadır.
Altındağ’ın (Eski Ankara’nın) tarihi, Kale’nin tarihiyle özdeş sayılır, bilinen tarihi paleolitik çağlara kadar uzanıyor. Ancak en aydınlatıcı bulgular Hititler’den öteye gitmiyor. M.Ö. 40OO-1200 yıllarına denk gelen Hititler döneminde Ankara Kalesi'nin İçkale bölümünün yerleşime açık olduğu biliniyor.
M.Ö. 547 yılındaki Pers egemenliğinden sonra, M.Ö. 281 yılında Galatlar'ın eline geçen Ankara, bu dönemde kale-kent haline dönüşür. Ankara Kalesi'nin konumu, yapılış şekli, kullanılan taşların özellikleri Galatlar tarafından inşa edildiğini gösteriyor.
Ankara, M.Ö. 25 yılında Roma topraklarına katılır, bulunduğu bölgenin başkenti niteliğini kazanır. M.S.1O yılında Hacı Bayram-ı Veli Camii'nin bulunduğu yerde İmparator Augustus adına bir tapınak inşa edilir. Yine bu dönemde İmparator Augustus Yunan şehir devletlerini (polis) örnek alarak Ankara'yı 12 semtten (füle) oluşan serbest bir şehir haline dönüştürür.
Ankara, M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesiyle birlikte 1O73 yılına kadar Bizanslıların yönetiminde kalır. 1073'te kent Türkler’in eline geçer; 1143’te Selçuklu Sultanı 1.Mesut, 1169'da da 2. Kılıçarslan tarafından yönetilir. İç Kale'deki Alaaddin Camii, Samanpazarı semtindeki Arslanhane Camii Selçuklu döneminden günümüze kalan önemli eserler.
14. yüzyılda sık sık el değiştiren Ankara; İlhaniler, Eretna Beyligi, Ahiler daha sonra da Osmanlılar’ın egemenliğine girer, 14O2'de de ünlü Ankara Savaşı'na sahne olur
Osmanlı döneminde, önce Büyük Anadolu Eyaleti'nin merkezi, sonra da sancak merkezi olan Ankara'da sof yapımı, debbağlık ve kundura üretimi oldukça gelişir, ticaretin gelişmesiyle birlikte birçok han ve bedesten inşa edilir.
Cumhuriyetin kurulmasıyla başkent olan Ankara, sahip olduğu tarihi mirasın üzerine inşa edilerek bu günkü görünümüne ulaşır. İlk yerleşim merkezi olmaya başladığı yıllardan itibaren Ankara, Altındağ bölgesinde kurulur ve gelişir. Kalesi, camileri, hanları, hamamları ve evleriyle kale ve civarında yerleşilmiş bir Anadolu kasabasıdır Ankara.
Altındağ, mimarinin yanı sıra önemli düşünürlerin, sanat adamlarının izlerini de taşır. Hacı Bayram-ı Veli, Mimar Sinan, Cenab-ı Ahmet Paşa bu önemli düşünürlerden birkaçıdır. Bu düşünürleri Altındağ bölgesi içinde somutlaştıran ve günümüze kadar ulaştıran Hacı Bayram-ı Veli Camii ve Mimar Sinan’ın izlerini taşıyan Cenab-ı Ahmet Paşa Camii en önemli eserlerdendir.
Ankara’yı Ankara Yapan Tüm Değerlerler Altındağ’da
Altındağ dünyanın en önemli uygarlık müzelerinden olan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni de içinde barındırıyor. Ayrıca Kurtuluş, Cumhuriyet, Etnografya, Gar gibi diğer önemli müzeler de Altındağ sınırları içinde yer alır. Cumhuriyeti kuran ilk meclis ve Cumhuriyet’in simgesi Zafer Anıtı Altındağ’ın merkezi Ulus’tadır.
Yüzyıllardır ayakta kalan 30’a yakın Selçuklu ve Osmanlı dönemi camisi de tüm ihtişamlarıyla kenti süslemeyi sürdürüyor. Sulu Han ticaretiyle, Çengel Han sanayi müzesiyle, Pirinç Han ise kültür ve sanat merkezi olarak Altındağ’a hayat veriyor; Roma Hamamı, Augustus Tapınağı, Julianus Sütunu sizleri Roma ve Bizans İmparatorluklarına doğru mistik bir geziye çıkarmak için bekliyor.
Ankara’ya gelen yerli ve yabancı gezginlerin görmeden gidemeyeceği bir yer Altındağ. Kale’ye çıkılır ve Ankara tümüyle kuşbakışı seyredilir. Kültürel ve tarihsel zenginlikleriyle, camileri, kiliseleri ve havrasıyla Altındağ, Anadolu mozaiğinin en zengin örneklerindendir.
ANKARA KALESİ
Kale’nin yapım tarihi ile ilgili birbirinden farklı görüşler bulunmaktadır. Bir görüşe göre Kale’nin yapım nedeni Arap saldırılarıdır. Bizanslılar kenti savunmak için yapmışlardır. 659 Yılında 2.Konstantin iç surları, 859’ ise 2. Michael dış surları inşaa etmiştir. Benzer bir görüş ise Sasani istilasından sonra 651-661 yılları arasında yapıldığını savunmaktadır. Kale surlarının dip taraflarında bulunan, Roma yapılarından alınmış mermer blokların varlığı, yapının Hitit ya da Frig dönemlerinde yapılmış olduğu görüşünü ortadan kaldırmaktadır. Bu verilere dayanan araştırmacılar Ankara Kalesi’nin 7. yy. Bizans askeri anlayışının bir sonucu olduğu görüşünde birleşmektedirler. Günümüze kadar çeşitli onarımlardan geçen Kale ovadan 850 m. yüksekliktedir. İki bölüm olan kalede 2 kuleli dış kaleden günümüze çok az şey kalmıştır. İç kale korunmuş durumdadır. 43 bin metrekare yer tutan içkale, 130x330 m. boyunda, 4 katlı, 10-16m. yüksekliğinde mermer ve Ankara taşı duvarlardan oluşmuştur. 20m. ara ile beşgen biçimli 42 kule yerleştirilmiştir. Dış sur ise kaba yapım tekniğindedir. Birbirinden 40m. uzaklıkta tekrarlanan kuleler bulunmaktadır. Dış kalenin en önemli girişi güneydeki Hisar Kapısı, iç kalenin ise ine güneyde bulunan Zindan Kapısı’dır. Bu kapının güneydoğusunda ?arkkale, kuzedoğu köşesinde ise kalenin en yüksek noktası olan Akkale bulunmaktadır.
Ankara Kalesi tarih boyunca birçok amaca yönelik olarak kullanılmıştır. Günümüzde Ankara Kalesi ve çevresi, eski bir erleşim yeri
ZİNCİRLİ CAMİİ
Ulusta Anafartalar caddesinde yer alan Zincirli Camii, 1685’te ?eyhülislam Ankaralı Mehmed Emin tarafından yaptırılmıştır. Altı kırmızı Ankara taşı, üst bölümü tuğla duvarlıdır. Boyuna dikdörtgen planlı çatılı bir yapılıdır. Minaresi kuzey batı köşededir. Temeli kesme taş, duvarları kerpiçtir. Duvarların dışı son onarımda tuğla ile kaplanmıştır..
.
AĞAÇAYAK CAMİİ
Ulucanlar Caddesindeki caminin 1705 tarihinde yapıldığı sanılmaktadır. Güneye doğru meyilli bir araziye yapılan Ağaçayak Camii dikdörtgen planlı, çatılı bir yapıdır. Duvarlarında su basman seviyesine kadar moloz taş onun üstünde ahşap hatıllı kerpiç kullanılmıştır. Yalnız kuzey cephesi tuğladır. Çatısı alaturka kiremit kaplıdır. Küçük minare kuzeybatı köşededir. Son cemaat yeri yoktur.
AHİ ELVAN CAMİİ
Samanpazar’ından kaleye çıkarken yolun solunda bulunan cami 1291 yılında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı, ahşap minberi ve direkleri ile önem kazanan bir yapıdır. Son cemaat yeri yoktur. Minaresi kuzeybatı köşededir. Cami kuzeye doğru yükselen bir araziye yapılmıştır. Dıştan sade bir görünüme sahiptir.
Caminin duvarları, altta iri moloz taş, gerisi kerpiç örgüdür. Yakın zamanlarda yapılan onarımlarda duvarları tuğla örgü ile kuvvetlendirilmiştir. Çatısı alaturka kiremitlidir.
KUR?UNLU CAMİİ
Anafartalar Caddesinde Altındağ Belediye Sarayı yanında yer alan Kurşunlu Cami 16 yy.’ın ender örneklerinden biri olarak önem kazanmıştır. Kare planlı, tek kubbeli bir yapıdır. Doğuya doğru yükselen bir yamaca yapılmıştır. Duvarları sıralı moloz taş örgüdür.
Kuzeydeki iki yanı kapalı son cemaat yeri önce ahşap çatılı iken 1972 yılında cami derneğince betonarme olarak kuzeye biraz daha büyütülerek yenilenmiştir. Halen son cemaat yerinin altı tuvalet, abdest alma yeri ve su deposu olarak kullanılmaktadır. Böylece kuzey taraf tamamen yeni, eserle uyum sağlamayan bir görünüm kazanmıştır. ?imdi camiye giriş eklentinin doğusundan yapılmaktadır.
HACI BAYRAM CAMİİ
Ulusta bulunan Hacı Bayram Camii Ankara için sembol olmuş yapılardan biridir. İlk yapılışı 1427/28 tarihlerindedir. Hacı Bayram Veli’nin manevi kişiliğinde yoğunlaşan ve neredeyse bütün Anadolu'yu kucaklayan, kendimize mahsus bir aşk buraya bambaşka bir güzellik katar.
Osmanlıdan günümüze eksilmeden gelen bir ilgi ile Hacı Bayram halkın gönlünde taht kurmuştur.
Hacı Bayram Camiini aslında bir manzume saymak gerekir. Bunlar camiye bitişik Hacı Bayram Türbesi ve Osmanlı devrinde Ak Medrese adıyla eğitim kurumu olarak kullanılan Augustus Mabedi ile güneybatıda, haremlik ve selamlığı 1972 yılında cami çevresi açılırken yıkılmış zaviyedir.
CENABİ AHMET PAŞA CAMİİ
Ulucanlar Caddesinde yer alan cami 1565/66 yıllarında yaptırılmıştır. Mimar Sinan veya kalfasının, Cenabi Ahmet Paşa adına inşaa ettiği cami Altındağ’ın en güzel camilerinden biridir. Cami, türbe, Mevlevihane ve hazireden oluşan külliyeden günümüze cami ve türbe gelebilmiştir. Külliyeye sonradan Azimi Türbesi eklenmiştir. Kuzeye doğru hafif bir meyille yükselen külliyeyi geniş bir avlu duvarı çevirmektedir. Cami avlunun güneyinde, türbe kuzey doğusunda, Mevlevihane kuzeydoğu köşede idi. Azimi Türbesi türbe ve caminin arasındadır. Caminin yanında bir de çeşme vardı.
AHİ ?ERAFEDDİN KÜLLİYESİ (ASLANHANE)
Atpazarına çıkarken Aslanhane Mahallesinde bulunan külliye meyilli bir arazide yer alır. Yapılış tarihi 13.yy.’ın başlarıdır. Külliyenin ana yapısı camidir. Dikdörtgen planlı, çatılı, kargir yapı ahşap kuruluşu ve mihrabı ile mühim bir eserdir. Caminin kuzeybatısındaki külliyeye adını veren Aslanhane Zaviyesi harap olmuştur. Ahi ?erafeddin Türbesi zaviyenin kenarındadır. Külliyede daha başka yapıların olup olmadığını bilemiyoruz.
SULU HAN
Ulus halinin güneyinde bulunan Sulu Han iki katlı, iki avlulu, yanında arastası olan bir şehir hanıdır. Değişik zamanlarda onarım ve genişletmeler gören han bir ara çoğunluğu yıkılınca, yakın zamanda yeniden yapılırcasına yapılan onarımla şimdiki halini almıştır. Yapı moloz taş, tuğla ve kesme taşla kargiri olarak yapılmıştır.
ÇENGEL HAN
Atpazarı meydanında hanlar bölgesinde bulunan Çengel Han oldukça iyi bir durumda günümüze gelebilmiştir. Açık avlulu dikdörtgen planlı, iki katlı bir yapıdır. Hanın inşasında kaba yonu taşı ve tuğla kullanılmıştır. İşadamı Vehbi Koç’un ticari yaşamına başladığı Han, Koç Vakfı tarafından müze yapılmak üzere restorasyon çalışmaları sürmektedir.
AUGUSTUS TAPINAĞI
Ulus’ta ünlü Hacı Bayram-ı Veli Camii bitişiğindedir. MÖ 2 yy Friglerin ay tanrısı Men adına yapılmış ve sonradan yıkılmış bulunan tapınağın üzerine, Galat hükümdarı Amintos’un oğlu Kral Pylamenes tarafından Roma İmparatoru Augustus için bir bağlılık nişanesi olarak inşa ettirilmiştir.
ROMA HAMAMI
Çankırı Caddesi’nde üzerindedir. 3.yy’da Septimus Severus’un oğlu Roma İmparatoru Caracalla; sağlık tanrısı Asklepoin adına yaptırmıştır. 8.yy’daki yangın sonunda yıkılmışsa da, onarılarak 5.yy’da hamam olarak kullanılabilmiştir. 1937-1943 yılları arasında Türk Tarih Kurumu’nca yapılan arkeolojik kazılarda soyunma, yıkanma, külhan bölümleri ve servis yolları ortaya çıkarılmıştır.
JULIANUS SÜTUNU
Bugün hükümet konağı önünde bulunan 14.5m. yüksekliğindeki sütunun Bizans İmparatoru Julien L’apostat tarafından diktirildiği tahmin edilmektedir. Halk arasında Belkıs Minaresi olarak da bilinir. Ankara başkent olmadan önce bugünkü yerinden biraz aşağıda dikiliydi.
ALTINDAĞ (ESKİ ANKARA)
KRONOLOJİ
M.Ö. 8.yy-7.yy - Frigler
M.Ö. 7.yy-547 - Lidyalılar
M.Ö. 547-331 - Persler
M.Ö. 331-278 - Helenistik Dönem
M.Ö. 278-189 - Galatlar
M.Ö. 189-M.S.395 - Romalılar
- Bizanslılar
- Selçuklular
- Haçlı Orduları
- Danişmendliler
- Selçuklular
- Muhiddin Mesud
- Rükneddin Süleyman
- İlhanlılar
- Bağımsız Ahi Yönetimi
- Süleyman Paşa kenti Osmanlı topraklarına kattı (Özerklik)
- Osmanlılara bağlandı
- Ankara Savaşı
- Anadolu Eyaleti’nin Sancaklığı
- Celali İsyanları
- Mehmed Ali Paşa Orduları İşgal etti
- Ankara Vilayet Merkezi yapıldı
- Kıtlık
- Demiryolu yapımı
- Büyük Yangın
- Cumhuriyet
ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ
Ankara Kalesi’nin güneydoğusundaki iki Osmanlı yapısında yer alır .Bu yapılardan biri Mahmut Paşa bedesteni,
Diğeri Kurşunlu Han’dır.
Müzedeki sergileme Anadolu Kronolojisine göre seçilmiştir. Bunlar Paleolotik, Neolotik, Kalkolotik,Eski Tunç,
Asur, Hitit, Frig, Urartu,Geç-Hitit uygarlıklarıdır.
Altındağ’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi,Paris Louure, Londra British Museum’dan sonra dünanın en önemli üçüncü arkeoloji müzesidir.
ETNOĞRAFYA MÜZESİ
Ankara’nın başkent oluşundan sonraki ilk müzesidir. Müze giriş şeref holü,giyim salonu, işlemler salonu,dokumalar salonu,madeni eserler salonu,Ankara evi,koridor, tekke eşyaları salonu,Besim Atalay salonu,Yazma Eserler Salonu, Ahşap Eserler Salonu bölümlerinden oluşmaktadır. Atatürk’ün Naaaşı Anıtkabire nakledilmeden önce 15 yıl süreyle bu müzede kalmıştır.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (KURTULUŞ SAVAŞI) MÜZESİ
1615 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kulüp binası olarak kullanılmıştır.23 Nisan 1920-15 Ekim 1924 tarihleri arasında 1. TBMM olarak işlevini sürdürmüştür. 23 Nisan 1961 yılında Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak
halka açılmıştır. Müze Kurtuluş Savaşı’nda kullanılmış sade, gösterişsiz eşyalarla doludur. Bunların maddi değerleri olmasada manevi değerleri çok yüksektir.
Müze; Koridor, Riyaset Divanı odası, ?er’iye Encümen Odası ve Dinlenme Odası bölümlerinden oluşmaktadır.
CUMHURİYET MÜZESİ
2. TBMM Binasıdır. 1923 yılında inşa edilmiştir. 27 Mayıs 1960’a kadar TBMM binası işlevi sürdürmüştür.
30 Ekim 1981 tarihinde Cumhuriyet Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Türkiye’nin ekonomik , siyasi, askeri,
sosyal ve kültürel olayları kronolojik olarak eşya, belge, fotoğraf, maket ve grafiklerle sergilenmektedir.
DEVLET RESİM VE HEYKEL MÜZESİ
1980 yılında restore edilerek hizmete girmiştir. 5 yıl gibi kısa bir sürede çağdaş müzeciliğin gerektirdiği tüm fonksiyonları içerir duruma gelmiştir. Müze, resim ve heykel sanatçılarımızın en seçkin eserlerinin teşhir edildiği bir sanat merkezi niteliğindedir. Ayrıca sanatçıların çalışabildiği resim, heykel ve seramik atölyeleri bulunmaktadır.
DEMİRYOLARI MÜZESİ
Ankara Gar’ında bulunan DDY Müzesinde tren maketleri ve çeşitli yedek parçalar ile demiryolları tarihinde bir gezinti yapılabilir. Ayrıca Atatürk’ün bir kaldığı oda ve kullandığı eşyalarıda görmek mümkün.
Altındağ’da ayrıca 100.yıl Spor Tarihi Müzesi ve Ziraat Bankası müzeleri de bulunmaktadır.
-Basımevleri, Kitapevleri, Sinemalar ve Tiyatrolar;
İlçemizde 143 adet basımevi vardır. Genellikle Ulus civarında olan ilçemiz dışında birçok insanın da ihtiyacını karşılayan 79 adet kitapevi ve 12 adet sinema yanında 3 tiyatro, Devlet Opera ve Balesi ile Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası da ilçemiz dahilindedir. Anlaşılacağı üzere ilçemiz sanat ve kültürel etkinlikler bakımından oldukça şanslı sayılır.
-Spor Tesisleri ve Faaliyetleri:
Ülkedeki spor faaliyetlerini yönetecek, denetleyecek Devlet kuruluşlarının Ankara'da bulunması ve ilçemizin hızlı gelişen bir kent olması spor alan ve tesislerinin de gelişmesini sağlamıştır. Bu gün futbol, basketbol, atletizm başta olmak üzere masa tenisi, karate, yüzme gibi her çeşit sporun ilçemizde uygulama alanı ve uygulayıcısı vardır.
-Tarihi Eserler, Müzeler, Camiler, ve Türbeler:
a)Tarihi Eserler; Ankara Kalesi, Julianus sütunu, Roma Hamamı, Auğustos Tapınağı, Ulus Cumhuriyet Anıtı.
b)Müzeler; Anadolu Medeniyetler Müzesi, Devlet Resim-Heykel Müzesi, Etnoğrafya Müzesi, Kurtuluş Savaşı Müzesi, Cumhuriyet Müzesi.
c)Camiler; Hacı Bayram Camii, Aslanhane Camii, Ahi Evran Camii, Alaaddin Camii, Kurşunlu Camii, Zincirli Camii,
d)Türbeler; Karacabey Türbesi, Ahi Şerafettin Türbesi, Hacı Bayram Türbesi, Karyağdı Türbesi, Gülbaba Türbesi.
|
|
|
 |
AYAŞ ŞEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
Tarihi boyunca birçok medeniyeti barındıran Ayaş, Tarihi İpek yolu üzerinde şifalı sıcak suları, geleneksel Türk mutfağı lezzetleri, cumbalı evlerle bezenmiş sokakları, camileri, çeşmeleri, yeşili, tiftik keçisi, dutu, domatesi ev ve el sanatları ile birlikte anılarak tarih kokan şirin bir ilçedir.
Ankara’ya 58 km. uzaklıkta olan Ayaş duble yol ve havaalanına yakın olması nedeniyle sanki bir ilçe değil Başkentin bir bütünüdür. Tarihi, Kültürü, eğitimi ve Başkentin yönetimindeki bürokratları yetiştirmesi ile bu bütünlükten hiç kopmadan günümüze gelmiştir.
Ankara’ya ismini veren Ankara keçisi diye adlandırılan Tiftik Keçici üretimi, yetiştirilmesi bakımından Ayaş’ın yeri önemlidir. Charles Texier “Küçük Asya” adlı kitabında “Tiftik keçisi ticareti bu kasabadan başlar” demektedir.
Uzun, ince, kıvrımlı ve parlak elyaflı tiftiğin Ayaş’ ta üretilmesi dokumacılığı ön plana çıkarmıştır. Hammaddesi tiftik olan soft dokumacılığı (Meşhur Ankara Softu) ilçe ekonomisinde önemli rol oynamıştır. İlçede dokunan softlar parlaklık, icelikve renk çeşidi bakımından dünyanın her tarafında rağbet görmüş ve diğer ülkelere ihraç edilmiştir. Kurtuluş savaşı sıralarında İngiltere ve Güney Afrika’ ya damızlık tiftik keçilerinin götürülmesi, makine ile yapılan seri üretimin başlaması ve o dönemde ülkenin ekonomik durumundaki bozukluk Ayaş’ taki üretimi azaltmış olsa da son yıllarda Tiftik keçisi üretimi yeniden canlanma göstermektedir.
Tiftik keçisi, tiftik üretimi ve dokumacılığa bağlı olarak ev ve el sanatları gelişmiştir. İlçe tarihinin eski olması nedeniyle çorapçılık, halı dokumacılığı, el dokumacılığı unutulmadan günümüze kadar gelmiştir. Ayrıca İlçede besi ve süt hayvancılığı da bir hayli yaygındır.
Ayaş ilçesinde 2000 yılından itibaren organik tarıma dayalı faaliyetler hız kazanmış olup; bugün ilçemizdeki tarımsal faaliyetlerin tamamı organik tarım sistemi ile yapılmaktadır. İlçede iklime uyan bütün sebze ve meyveler yetiştirilmekte fakat, pazarlarda aranılan Ayaş Domatesi ve Ayaş Dutu üretimi ön planda tutulmaktadır. Ayaş Domatesi kalitesi, lezzeti bakımından Ülke pazarında büyük rağbet görmektedir. Ayaş Dut’u olarak anılan dut ve kiraz tamamen organik tarımla yetiştirilmekte Başkent Ankara ve çevresinin %85’ e yakın kısmı ilçemizden karşılanmaktadır. İlçemizde yetiştirilen dut ve kiraz yurtiçinde ve yurtdışında birçok bölgeye gönderilmektedir.
|
|
|
|
 |
BALA ŞEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
Bala ilçesi Kırşehir iline bağlı Kaman ilçesi Kırıkkale ili Karakeçili ilçesi Ankara'ya bağlı Elmadağ, Çankaya, Gölbaşi, Haymana, Sereflikoçhisar ve Konya ili Kulu ilçeleri ile çevrilmiş geniş ve düz bir araziye sahiptir.Bala ilçesi 1310 rakımlı Kartal yaylası üzerindedir.
Bala ilçesinin en önemli yüksek dagları...
1- Küre Dagı
2- Pasa Dagı
3- Dede Dagı
4- Kartal Dagı
5- Beynam Dagı
Bala ilçesinin en önemli akarsuyu Kızılırmak ile Elmadağ'ından doğup Kızılırmağa karışan Balaban çayıdır. Kızılırmak üzerinde bulunan Kesikköprü Baraji hem sulama hem de enerji üreten barajlarımızdandır. Bala ilçesinin yüzölçümü 2,830 km2 dir.
NÜFUS DURUMU
Bala ilçesinin nüfusta kayıtlı yaşayan 56,304 kadın 54,598 erkek olmak üzere 110,902 yaşayan nüfusu vardır.
1997 Genel Nüfus Tespitinde Merkez dahil 35,295 nüfusu vardır. Merkez nüfusu 5184 olup, 56 köy ve 3 belde nüfusu toplam 30,111'dir. Kayıtlı nüfusun %72 baska yerlerde ikamet etmekte olup %28'i ise ilçede ikamet etmektedir. 1999 yılı içersinde 1890 adet doğum, 357 adet ölüm olayı ve 801 adet evlenme, 15 nakil, 47 kayıt düzeltme, 126 boşanma işlemleri, 3678 adet nüfus cüzdani işlemi yapılmıştır.
İlçemiz genelinde 2 adet saklı nüfus işlemi yapılmıştır ve 25 aile çifte vatandaştır.
İDARİ DURUMU
Bala ilçesine bağlı, 3 kasaba ve 56 köy vardır. İlçe merkezinde 4 mahalle, Kesikköprü Kasabasında 2 mahalle, Afşar kasabasında 3 mahalle ve Karaali Kasabasında 2 mahalle muhtarlığı vardır.
Köylere bağlı mezra olmayıp, Ergin ve Tepe köylerine bağlı mezra olmayıp, Ergin ve Tepe köylerine bağlı sürekli yerleşim halinde yaylalar vardır.
İdare ile halk arasında bu zamana kadar herhangi bir problem yaşanmamış olup, ilişkiler gayet iyi düzeydedir.
EKONOMİK DURUMU
İlçe Merkezinde Sanayi alanında fazla gelişme olmamakla birlikte küçük çapta sanayi dalınd aatölyeler, tamirhaneler mevcuttur. Bunun yanında Afşar belediyesi ile Kesikköprü Beldesinde küçük çapta tamirhane ve atölyeleri bulunmaktadır.
İlçede Kurulu mülkiyeti belediyemize ait 150 ton/gün kapasiteli Un fabrikası kirada şahıs tarafından işletmekte, Tol Köyü civarında 1 Alçı taşından imal edilen gübre fabrikası, 1 Çavuşlu Köyü arazi sınırları içinde 1 Adet Büyük Boyalık köyünde 1 Özel Un Fabrikası mevcut olup, 1 Adet Sofular Köyü Yem Fabrikası, Tol Köyü civarında 1 Adet Bağcılık tesisi, Kesikköprü kasabasında 2 adet maden ocakları 2 firma tarafından (Opal Madencilik ve Özce Madencilik) işletilmektedir.Yıllık maden rezervi 140.000 ton olan demir madeni üretimi yapılmaktadır. Üretilen demir madeni Kırıkkale'den demir yolu ile Karabük Demir Çelik Fabrikalarına gönderilmektedir.İlçede 20 Adet küçük çapta sanayi üzerine işyerleri mevcuttur.En önemli ticaret olarak Esnaflık ve Nakliyecilik faaliyet gösterilmekle birlikte İlçe Merkezinde 80 Adet esnaf çeşitli dallarda ticari faliyetlerini yapmaktadır.İlçe Merkezinde Her hafta salı günleri kurulan pazarda ilçe dışından getirilen sebze ve meyveler ile birlikte sulanabilen köylerimizde üretilen sebze ve meyvelerde satılmaktadır. Bunun yanında hayvan alımı satımı ile giyim üzerine de ticari faaliyetler yapılmaktadır.İlçe Merkez ve köylerimizden çok sayıda Ankara'ya göç eden kişiler Taşımacılık, Giyim, Market, Kuyumcu, Oto Galericisi ve hurdacı olarak bu ticari faaliyetlerini Ankara da sürdürmektedir.
Çeşitli Sektördeki Üretim Tesisleri:
- Un Fabrikası 150ton/gün (Bala Merkez-Büyükboyalık Köyü)
- 1 Doğal gübre Fabrikası (Tol Mahallesi)
- 1 Bağcılık Teisileri (Tol Mahallesi)
- 1 Alçı fabrikası ( Çavuşlu Mahallesi)
- 1 Yem Fabrikası (Sofular Köyü)Alçı taşı ve demir madeni ocakları (Aydoğan, Aşıkoğlu Köyleri ve Kesikköprü Kasabası )
Bala ilçesi 1877-1878 Osmanlı Rus savaşında Osmanlı Ordularının yenilmesi Kafkasların Rusların eline geçmesi nedeniyle Anadolu'ya göç etmek zorunda kalan Türklerden bir grubu şimdi Bala olarak bilinen ilçemize gelerek burada Kartal dağına yerleşmişlerdir ve Kartaltepe adını vermişlerdir.
Daha sonraları çevreden gelenlerle nüfusu çoğalan ilçemiz Bala Abdulhamit Han'a ithafen Hamidiye adını almıştır.
Bala ilçesi önceleri merkez olan Karaali'ye bağli iken 1887'de merkez Karaali'den ayrılmştır. Yüzyillik bir geçmişe sahip olan Bala, Hasandoğan, Elmadağı gibi yerleşim yerlerinde kendi sınırları içerisinde bulunduruyordu.
Bala'ya merkez olan Karaali 650 yıl önce Karaali adında bir Türk tarafından kurulmuştur.
FUAR SERGİ VE PANAYIR:
İlçemizde her sene geleneksel olarak haziran ayında hasat festivali düzenlenmektedir. İlçemizde yetiştirilen başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa, çavdar, nohut, kuru fasulye, yeşil mercimek, şeker pancarı, ayçiçeği, mısır ve kimyondur.
|
|
|
|
 |
BEYPAZARI SEHİR TANITIMI |
|
 |
Ankara'nın kuzeybatısında bulunan Beypazarı; Hitit, Frig, Galat,Roma, Bizans,Selçuklu ve son olarak da Osmanlıların egemen olduğu tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan yerleşim merkezlerinden biridir. Beypazarı ilçesine ilk isim "Lagania" olarak verilmiştir.'Kaya Doruğu Ülkesi' anlamına gelen bu isim Beypazarı'nın konumunu ifade etmektedir. Günümüzde olduğu gibi o dönemde de çevre kentlerin ilgi odağı olan Beypazarı'nda panayır şeklinde büyük pazar yerleri kurulmuş, halk alışveriş amaçlı bu pazarlara gelip gitmeye başlamıştır. Bu meşhur pazar, ilçenin 'Beypazarı' olarak anılmasına neden olmuştur.
Verimli tarım alanları,doğal su kaynaklarının zenginliği,sarp yamaçlı tepelerle çevrelenmiş korunaklı bir konumda olması Beypazarı'nı önemli bir yerleşim yeri haline getirmiştir. İlçenin İpek yolu üzerinde bulunması ardında eşsiz bir tarihi zenginlik bırakmıştır.
Beypazarı denince akla ilk gelen tarihi evleridir. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesine de konu olan Beypazarı evleri;cumbalı ,üstünde guşgana adı verilen bir çatıdan oluşan iki üç katlı yapılardır. Evlerin iskeleti ahşaptır ve bu ahşap, tatlı kireç denilen malzemeyle sıvanmıştır. Odalardaki kirli havayı ve nemi alan yöreye özgü bu malzeme, Beypazarı evlerini farklı kılar. Tavan arasındaki zemin katları taştan, geri kalan kısmı ahşaptan oluşan bu evlerin girişinde demir kapılı mahzenler bulunur. Tarih boyunca yangınlarla bir çok kez harap olan Beypazarı'nda evlerin içindeki bu mahzenler kıymetli eşyaların saklanması amacıyla kullanılmıştır.Yine bu yangınlar nedeniyle binlerce yıllık tarihe sahip Beypazarı'nda, mimari açıdan en erken tarihli konak 13.yy'a aittir.Sokaklarda iç içe yerleşim tarzı benimsenmiştir. Bu nedenle kapılar,pencereler ve guşganalar birbirine bakar şekilde düzenlenmiş, evler yerleşim olarak bitişik ve birbirine yakın inşa edilmiştir.
Beypazarı, Osmanlı mimarisi tarzındaki tarihi eserleri ve evlerinin yanı sıra 600 yıllık çarşısı, bu çarşılarda faaliyet gösteren zanaatkarları ve saray mutfağı tarzındaki yöresel yemekleriyle de Türk kültürünün tüm inceliklerini halen yaşatmaktadır.
|
|
|
 |
ÇAMLIDERE ŞEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
Çamlıdere İç Anadolu Bölgesinin kuzeyinde yer alan, Doğudan Kızılcahamam ilçesi, Batıdan Benli ve Kavaklı Dağları, Kuzeyden Gerede ilçesi, Güneyden Güdül ile Beypazarı ilçeleri ile çevrilidir.Yüzölçümü 650 kilometrekaredir. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 1175 metredir.
İklimi Batı Karadeniz ve İç Anadolu Bölgelerinin arasında bulunduğundan her iki bölgenin de iklimi tesiri altındadır. Yazlan kurak ve serin, kışlan kar ve yağmur yağışlı geçer.(Karasal iklim)
İlçe arazisinin % 66 sı çam ve meşe ormanları ile kaplı olup, orman alanı 42.500 Hektardır. İlçede tabii göl ve akarsu bulunmamaktadır.
Bayındır, Buğralar, Yahşihan, Doğancı, Doymuş, Yoncatepe, Tatlak, Bökeler, Elvanlar, İnceöz, Akkaya, Yediören, Gümele köyleri ile Peçenek Beldesi arasındaki vadiye Ankara'nın içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla Çamlıdere Bayındır Barajı inşa edilmiş, söz konusu baraj Ankara'nın % 70 nin içme suyunu temin etmektedir.
Çamlıdere İlçesi Pelitçik Köyü mevkiinde 3 hektarlık bir alanda Dünyada sayısı çok az olan ve Türkiye’de bugüne kadar bilinmeyen taşlaşmış Çam,Meşe ve Ardıç ağaçlarından oluşan 23 Milyon yıl öncesine ait olduğu anlaşılan zengin fosilleşmiş-silisleşmiş bir fosil ormanı tespit edilmiştir. Söz konusu fosil ormanın jeolojik yönden Orman Florası örneklerinin nadir ve bol miktarda bulunması nedeniyle Dünyadaki diğer örnekleri gibi koruma altına alınarak açık hava müzesi ve jeoloji parkı haline getirilmesi halinde, Jeoloji Bilimleri öğrencilerine uygulamalı eğitim sağlayacağı gibi Ülkemizin ve yöremizin tanıtılmasında ve ekonomik yönden kalkınmasında önemli ölçüde katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir. |
|
|
|
 |
ÇANKAYA SEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
Çankaya, yüz çiçekli bahçe Ankara'nın en güzel çiçeği, o çok yönlü yaşamıyla, yediveren gülüdür. Çankaya, bir yerleşim olarak, bir parçası olduğu başkent Ankara'nın siyasal, kamusal ve sosyo-ekonomik, kültürel kuruluşlarının en önemlilerini içinde bulunduran ilçesidir.
Cumhuriyet döneminden hemen önceki haliyle Çankaya, bağlık bahçelik kırsal bir alan görünümündeydi. Bu bağlardan birinin içindeki köşke Mustafa Kemal Paşa'nın yerleşmesi, Çankaya'nın önemini birdenbire artırdı. Bu köşk bugün bir müze olarak korunuyor. Bugünkü Çankaya köşkü ise, Alman Mimar Clemens Holzmeister tarafından projelendirilerek daha sonra yapıldı.
Kale çevresinde oluşmuş eski kente tepeden bakan, güney yöndeki bu bağlık bahçelik alan zaman içinde gelişerek 1936 yılında ilçe durumuna geldi. Çankaya bu konumu ve hızlı gelişimi ile, "başkent içinde başkent" niteliği kazandı. Bugünkü Çankaya, ülkenin en önemli kamusal karar organlarını, üniversitelerini, çeşitli ülkelerin büyükelçiliklerini, iş alanlarını, ticaret merkezlerini, bankaları, büyük otelleri, kültür ve sanat kuruluşlarını, restoranları, eğlence ve dinlenme yerlerini barındıran bir yerleşim alanı. Yeni Türk devletinin kuruluşundaki güç günleri yakından yaşamış olan bu ilçe, sağlığında Atatürk'ün konutuna, ölümünde Anıtkabirine mekan oldu.
Çankaya’da 109 mahalle vardır. İlçemizin bugünkü nüfusu resmi rakamlara göre 769 bindir. Fakat, gerçekte bu nüfusun 1 milyon dolayında olduğu tahmin edilmektedir. Günlük nüfus hareketlerine bağlı olarak Çankaya’nın nüfusu, gün boyunca 2 milyona ulaşmaktadır. İlçemiz bu özelliğiyle kent içinde ayrı bir kent merkezi özelliğine sahiptir.
İlçemiz aynı zamanda, uluslararası kültürel ve sanatsal etkinliklerin de merkezi durumundadır. Bu özelliği, onu Ankara’nın en gözde ilçesi haline getirmektedir.
Çankaya, bütün bu özellikleriyle, tüm yerli ve yabancı turistlerin en çok ziyaret etmek istediği nadir ilçeler arasında yer almaktadır.
İlçemiz son zamanlarda kırsal kesimden göçlerin yoğunlaşması nedeniyle hızlı bir nüfus artışına neden olmuş, yapılan imarsız gecekondulaşma neticesi dış kesimlerde düzensiz bir yapılaşma meydana gelmiştir. Bu göçün çoğunluğunu Çorum, Sivas, Yozgat, Kars, Çankırı, Erzurum ve Erzincan yörelerinin insanları teşkil etmektedir. Bu itibarla da değişik kültürlerin ve etnik yapıların bir arada bulunduğu görülmekte ise de bölgemizde bu özelliklerin şimdiye kadar bir sorun teşkil etmediği gözlenmiştir.
Nüfusun çoğu geçimini esnaflık, işçilik ve memuriyetten sağladığı gelirle idame ettirmektedir.
İlçemiz Belediye sınırları içerisinde kalan yerler imar planına uygun olarak çağdaş ve modern bir yapıya kavuşturulmuştur.
İlçemiz Çankaya’da şehir planları yapılırken depreme karşı dayanıklı yapılar kurulmaktadır. Bunun için dünyanın büyük kentlerinde görülen yüzden fazla katlı binalar İlimiz ve İlçemizde yapılmamıştır.
İlçemiz Çankaya tarım kenti değil, sanayi, ticaret ve hizmetlerin yoğunlaştığı bir kent özelliğindedir.
İlçemizde Devletin en üst düzey yöneticisinden en alt birimindeki hizmetliye kadar binlerce kişi Kamu Hizmetlerinde çalışmaktadır.
|
|
|
|
 |
ÇUBUK ŞEHİR TANITIMI |
|
 |
|
|
Çubuk; ovaya ve içinden geçen çaya adını veren bir yerleşim merkezidir. Türklerin Anadolu’ya hakim oldukları dönemde kurulan yerleşim yeri, Ankara’nın kuzey doğusunda Karadeniz bölgesinin geçiş kuşağında yer alır. Adını kurulduğu yerin yeşil olmasından almıştır. Çubuk, Ankara savaşı ile birlikte tarihi önem kazanmış bir ilçemizdir.
Çubuk İlçesi İç Anadolu Bölgesinde ve Başkent ANKARA İline bağlı bir ilçedir.Tarih içinde ilçenin adı ilk kez 1402 yılında, Çubuk ovasında yapılan ANKARA savaşı ile duyulmuştur. Tarihsel önemini bu savaştan alan kasaba, ilk kez 1902 yılında ilçe merkezi yapılmıştır.1910 yılında yeniden Bucak olmuş ve 1921 yılından bugüne ilçe olarak gelmiştir. İlçeye bağlı köylerin bir çoğu adını ANKARA savaşına ilişkin yaşanan olay ve savaşan Komutanlardan almıştır.
Çubuk ve civarı Anadolu'nun Türkler tarafından fethi sırasında ilk ele geçen yerlerdendir. Bu bölgeyi, Selçuklu komutanlarından Çubuk Bey ele geçirmiştir. Çubuk isminin buradan gelmiş olabileceği konusunda görüşler bulunmaktadır. Çubuk, Türklerin fethinden sonra yoğun bir şekilde Oğuz Boyları'nın iskanına sahne olmuştur. XVI. Yüzyıldan kalan Osmanlı tahrir defterlerindeki köy adları Alayundlu, Çavundurlu, Eymür, İğdir, Kınık, Peçenek ve Yazır boylarından bazı grupların bu bölgede yerleştiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca Karakeçili ve Akçakoyunlu aşiretleri de Çubuk'a yerleşmişlerdir. Türk aşiretlerinin birçoğu Çubuk'a geldikten sonra zamanla yerleşik hayata geçmişlerdir. XVI. Yüzyılda aşiretlerin hemen hemen tamamı konar göçerliği bırakmış ve köylerde oturarak, zirai üretim ve hayvancılıkla uğraşmaya başlamıştır.
Bölgede, bu dönemde sadece iki aşiret yerleşik hayata geçmemiştir. Bunlar Murad Fakihlü ve Işık Gazilü cemaatleridir. Aşiretler yerleşik hayata geçmelerine rağmen yayla hayatını sürdürmeye devam etmişlerdir. Bölge halkı XVI. Yüzyılda Aydos dağlarındaki yaylalara çıkarlardı.
XVI. yüzyılda Çubuk, Osmanlı taşra teşkilatında Ankara Sancağı'na bağlı bir kazaydı. Ancak kazanın bir merkezi bulunmuyordu. 250 civarındaki köy, Çubuk adı altında bu kazayı oluşturuyordu. Bu dönemde müstakil olarak Çubuk Pazarı ismini taşıyan bir köy de vardır.
1522 yılında Çubuk Kazası'nda 248 köy, 40 mezra, 7 yayla bulunuyordu. Kazanın nüfusu yaklaşık 20.000 idi. 1571 yılına gelindiğindeyse kazanın nüfusu artmış, 30.000 olmuştu. 1571 yılında ise Çubuk'ta 199 köy, 34 mezra ve 18 yayla vardı.
2002 Yılı Ağutos ayı itibariyle ilçemize bağlı 3 Belde 85 Köy vardır.
İlçemiz 23.7.2004 tarih ve 2531 sayılı resmi gazetede yayımlanan 5216 sayılı Büyükşehir Belediye kanunu sonucu metropol ilçe olmuştur. Bu kanun itibariyle 27 köy yeni düzenleme ile belediyemize bağlanarak mahalle statüsüne kavuşmuştur.
İlçemiz Ankara iline asfalt yolla bağlıdır. Yolun uzunluğu ilçemizden itibaren 39 Km.‘ dir. Ayrıca Akyurt ilçesi, Yukarı Çavundur Beldesi ve Sirkeli Beldesine de asfalt yolla bağlıdır.
Köy yolları yaz ve kış ulaşıma açıktır. Çubuk - Ankara arasında 06:00 23:30 saatleri arası her 15 dakikada otobüs seferleri yapılmaktadır.
Esenboğa Havaalanı ilçemizin hudutları içerisindedir. Esenboğa havaalanından ilçemize ulaşım karayolu ile yapılmaktadır.
İlçenin üç tarafı dağlarla çevrili , güneyi ovaya doğru açık ve denizden uzak olduğu için kara iklimi hüküm sürmektedir. Yazları kurak ve sıcak , kışları ise soğuk ve yağışlı geçer. Kaydedilen en düşük ısı –21.5 derece , en sıcak ısı +37.7 derecedir. Yağmur ortalamaları 472 mm. Ve nisbi oranı ise % 68 ‘ dir.
İlçemize bağlı Esenboğa beldesi sınırları içerisinde bulunan, Olimpik Termal Havuz ve Spor tesisleri mevcuttur.
İlçemizde belediyemiz bünyesinde faaliyet gösteren çok amaçlı M.Akif ERSOY kültür merkezi bulunmaktadır. (Kültür merkezi 400 oturumlu olup Düğün salonu, Tiyatro Gösteri Salonu ile toplantı salonu olarak hizmet vermektedir.)
İlçemizde tarihi eser niteliği taşıyan, ilçemizin muhtelif mahallerinde bulunan 5 adet tarihi eski evler mevcuttur.
Çubuk İlçesi İç Anadolu Bölgesinde ve Başkent ANKARA İline bağlı bir ilçedir.Tarih içinde ilçenin adı ilk kez 1402 yılında, Çubuk ovasında yapılan ANKARA savaşı ile duyulmuştur. Tarihsel önemini bu savaştan alan kasaba, ilk kez 1902 yılında ilçe merkezi yapılmıştır.1910 yılında yeniden Bucak olmuş ve 1921 yılından bugüne ilçe olarak gelişmiştir. İlçeye bağlı köylerin bir çoğu adına ANKARA savaşına ilişkin olay ve Komutanlardan almıştır.
Çubuk ve civarı Anadolu'nun Türkler tarafından fethi sırasında ilk ele geçen yerlerdendir. Bu bölgeyi, Selçuklu komutanlarından Çubuk Bey ele geçirmiştir. Çubuk isminin buradan gelmiş olabileceği konusunda görüşler bulunmaktadır.
Çubuk, Türklerin fethinden sonra yoğun bir şekilde Oğuz Boyları'nın iskanına sahne olmuştur. XVI. Yüzyıldan kalan Osmanlı tahrir defterlerindeki köy adları Alayundlu, Çavundurlu, Eymür, İğdir, Kınık, Peçenek ve Yazır boylarından bazı grupların bu bölgede yerleştiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca Karakeçili ve Akçakoyunlu aşiretleri de Çubuk'a yerleşmişlerdir.Türk aşiretlerinin birçoğu Çubuk'a geldikten sonra zamanla yerleşik hayata geçmişlerdir. XVI. Yüzyılda aşiretlerin hemen hemen tamamı konar göçerliği bırakmış ve köylerde oturarak, zirai üretim ve hayvancılıkla uğraşmaya başlamıştır. Bölgede, bu dönemde sadece iki aşiret yerleşik hayata geçmemiştir. Bunlar Murad Fakihlü ve Işık Gazilü cemaatleridir. Aşiretler yerleşik hayata geçmelerine rağmen yayla hayatını sürdürmeye devam etmişlerdir. Bölge halkı XVI. Yüzyılda Aydos dağlarındaki yaylalara çıkarlardı.
XVI. yüzyılda Çubuk, Osmanlı taşra teşkilatında Ankara Sancağı'na bağlı bir kazaydı. Ancak kazanın bir merkezi bulunmuyordu. 250 civarındaki köy, Çubuk adı altında bu kazayı oluşturuyordu. Bu dönemde müstakil olarak Çubuk Pazarı ismini taşıyan bir köy de vardır.
1522 yılında Çubuk Kazası'nda 248 köy, 40 mezra, 7 yayla bulunuyordu. Kazanın nüfusu yaklaşık 20.000 idi. 1571 yılına gelindiğindeyse kazanın nüfusu artmış, 30.000 olmuştu. 1571 yılında ise Çubuk'ta 199 köy, 34 mezra ve 18 yayla vardı.
İlçemizde bulunan Sele Köyünde türbesi olan Seyyid Kalender Veli, bir derviş olup,Horasandan gelen alperenlerdendir. İlçemiz Cumhuriyet Mahallesinde (Çubuk Lisesi yanında) daha önce bulunan ve şimdi yerinde iskan edilen binaların bulunduğu Gül Baba türbesi (zaviye) de döneme ait izler arasında yer alır.
Gelen erenler, Ankara ve çevresinin Türkleşmesinde, yurt olmasında öncü olmuşlardır. İlçemiz ve Ankara çevresi 1354 yılında Osmanlı hakimiyetine katılmıştır. Osmanlı kaynaklarında Çubuk Bazarı, Çubukabad aslında yerleşim yeri olarak geçer. Abad: mamur, şen ve bayındır anlamına gelir. Evliya Çelebi 17. yüzyılda doğudan batıya doğru yaptığı seferi anlatırken; Çubuk ovasını 10 gün boyunca gezdiğini ve burasının 150 akçelik kaza, 7 nahiye ve 70 köyden oluştuğunu belirtmektedir. Evliya Çelebi seyahatnamesinden anlaşılacağı üzere ilçemizin 1648 yılında bir yerleşim yeri olduğu açıktır.
1902 yılında kaza olmuş, 1907 yılında Ankara’ya bağlı nahiyeye dönüştürülmüştür. 21 Ekim 1920’de TBMM başkanı Mustafa Kemal Paşa ve bakanlar kurulu imzasıyla tekrar kazaya dönüştürülen Çubuk’ta bulunan Ravlı (Akyurt ) ve Sirkeli köyleri nahiye yapılmıştır. 1990 yılında Akyurt Çubuk’tan ayrılarak ilçeye dönüştürülmüş, 2005 yılında alınan kararla da Ankara Büyükşehir sınırları içerisinde yer almaya başlamıştır.
Mustafa Kemal Atatürk 1933 yılında; Melikşah köyünde yer alan açık havuz şeklindeki Melikşah hamamını, 16.06.1935 tarihinde başbakan İsmet İnönü, Ali Çetinkaya, cumhurbaşkanılığı muhafız alayı komutanı binbaşı İsmail Hakkı Tekçe ile yaptığı gezide ilçemizi onurlandırmış ve halkımızın sıcak sevgisi ile karşılanmıştır. Çarşı merkezinde üzeri kapalı tutulan su kuyusu yanında hatıra fotoğrafı çektiren Atatürk ve maiyetindeki heyet ile birlikte şimdiki belediye binasının bulunduğu çay bahçesinde istirahat etmiş, halk ile sohbet ederek daha sonra Kışlacık Köyü ve Karagöl’ü ziyaret etmişlerdir. Aydos dağı yaylasında küçükbaş hayvancılığı geliştirmek amacıyla Atatürk’ün emri ile yaylaya mandıra yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk “Tarih, bir milletin kanını, hakkını ve varlığını hiçbir zaman inkar edemez” diyerek tarihin önemini vurgulamıştır.
ÇUBUK II BARAJI
Çubuk II Barajı ilçemize 4 km. uzaklıkta olup, Aşağı Çavundur Köyü toprakları üzerinde, dar bir boğazda toprak dolgu olarak 1964 yılında yapılmıştır.
Baraja Çubuk-Karagöl yolu üzerinden ayrılan bağlantı bir yolla gidilmektedir.
Ankara’nın içme suyu ihtiyacını karşılamak ve Ankara’yı Çubuk Çayı’nın taşkınlıklarından korumak amacıyla yapılan barajların ikincisidir. Bu barajın en önemli özelliği tamamen Türk düşünce, emek ve parasıyla meydana getirilmiş olmasıdır.
Çubuk II Barajı da doğal güzelliği ve mesire yerleri ile oldukça yoğun bir ziyaretçi akınına uğramaktadır
KARAGÖL
Karagöl, Çubuk ile Kızılcahamam arasında, Kavak Dağı ile Yıldırım Dağı eteğinde küçük fakat çok derin, krater bir göldür. Gölün çevresi mükemmel bir doğal güzelliğe sahiptir. İlçemize yaklaşık 40 km. uzaklıktadır. Çevresinde spor yapma imkanı vardır. Gölün her iki tarafı yamaçlarla çevrili olup, etrafı çam ve dağ kavağı ile çevrilidir.
Göl kenarındaki ormanların içinde kaynak suları vardır. Bu sular çıkış noktasında oldukça soğuktur. Hatta kayaların aralarından çıkan suların suyun son derece soğuk olmasından dolayı Ağustos aylarında dahi donduğu görülür. Ormanlık bölgelerde av hayvanlarına rastlamak mümkündür. Tepelerde yaz aylarında bile kara rastlanır. 1402 yılında yapılan Ankara Savaşı’nda, Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt’ın orduları burada iskan etmişler ve su ihtiyaçlarını karşılamışlar. Göl içinde yüzmek oldukça tehlikelidir. Ortasındaki şelalenin etkisiyle boğulanlar olmuştur.
|
|
|
|
 |
ELMADAĞ SEHİR TANITIMI |
|
 |
İLÇEMİZİN KONUMU
Elmadağ İlçesi, İç Anadolu Bölgesi'nin Sakarya bölümünde yer alır. Başkent Ankara'nın 41 km. Kuzeydoğusunda adını aldığı Elmadağ'ın Kuzeydoğu eteklerine kurulmuştur. (39 derece 54 dakika Kuzey enlemleri ve 33 derece 13 dakika Doğu boylamları arasında yer alır.) Elmadağ İlçesi'nin denizden yüksekliği 1135 metre, rakımı ise 1100 metredir
İLÇEMİZİN SINIRLARI
Yapılan araştırmalarda eski adı Küçük Yozgat olan ilçemizin sınırlarının Ankara Vilayeti Çankaya Kaymakamlığı Yazı işleri müdürlüğünün 15,05,1941 tarih ve 254 nolu kararında (10,10,1952 tarihinde Aslının Aynıdır şeklinde tastiklenmiş) zamanın Belediye Başkanı Hüseyin ÖZCAN tarafından onaylanan kararda KÜÇÜK YOZGAT köyünün sınırları belirtilmekte idi.Şimdiki idari sınır olarak ilçemiz doğusunda Kırıkkale ili,Batısında Çankaya ,Mamak,Altındağ,Kuzeyinde Akyurt, Çubuk, Kalecik, Güneyinde Bala İlçelerine komşudur. İlçemizin toplam yüzölçümü 573 km2.dir.
İlçemizde haritası yapılmış alan 3840 hektar olup bu alanın 480 hektarlık kısmı mevzii imar planlı olup bu alanların büyük bir çoğunluğunu fabrika sahaları oluşturmaktadır. Ayrıca akaryakıt istasyonları da bu mevzii imar planlı alanlar içerisinde kalmaktadır. 2208 Hektarlık kısmı imar planı içerisindedir. İmar planı içerisinde bulunan alanların % 90'a yakın bir kısmının imar uygulaması yapılmış durumdadır.1152 Hektarlık alan hala hali hazır harita durumundadır.
AKARSULAR
Elmadağ sınırları içerisinde kalan en büyük akarsu Kargalı Deresi'dir. İlçeyi boydan boya geçerek akan Kargalı Deresi kar ve yağmur suları ile beslenen düzensiz bir rejime sahip bir akarsudur. Ayrıca bölgenin güneyinden Balaban Çayı geçmekte, her iki akarsu İlçenin kuzeyinde Kızılırmak Nehrine ulaşmaktadır.
DAĞLAR
İlçemiz oldukça arızalı bir toprak yapısına sahiptir. Denizden yüksekliği 1135 metre olan İlçenin batısı kısmen düzlüktür. Her tarafından derin vadilerle yarılmış yaylalar, üzerinde aşılmış tepeler ve sırtlar yer alır. İlçenin Güneybatısında 1855 metre yüksekliğe sahip Elmadağ, Kuzeyinde ise 1985 metre yüksekliğinde İdris Dağı bulunur.
Elmadağ İlçesi, Permo-Trias yaşlı kraterlerle Pliosen formasyonları üzerinde yer alır. Bu alanın büyük bir kısmı mermerleşmiş beyaz kalkerle kaplıdır. Bazı kısımlarında ince kil ara tabakaları bulunur. Kalker tabakaları Doğuda ve Güneyde yüzeyde görülürken, Batıya gidildikçe üzeri örtü tabakaları ile kaplıdır.
Kargalı Deresi çevresinde dar bir şerit halinde kalınlığı fazla olmayan Alivyal toprakları yer alır. Kuzeybatıda Pliosen'e ait kırmızımsı, esmer renkli killi serler bulunur. İlçemiz 2. derecede tehlikeli deprem bölgesi kapsamındadır.
İKLİMİ
Yöre kışları soğuk ve sert geçen karasal iklimin altındadır. Yüksek ve denizden uzak dağlarla çevrili olması nedeni ile gece-gündüz, yaz ve kış sıcaklıkları arasında büyük farklılıklar görülür. Yıllık ortalama sıcaklık 11.8 santigrad derecedir. En soğuk ay (Ocak) ortalaması -1 derecede, en sıcak ay (Ağustos) ortalaması 23.3 derecedir. En düşük ve en yüksek sıcaklıklar da yine aynı aylarda görülür. Ocak ortalaması -3.5 derece, Ağustos ise 30 derecelik ortalama değere sahiptir.
BİTKİ ÖRTÜSÜ
İlçemizde bitki örtüsü fazla değildir. Doğal bitki örtüsü uzun yıllardır süren insan tahribi sonunda step karakterini kazanmış, ancak insanların ulaşamadığı dağ eteklerinde ardıç ve meşe ağaçları çok az da olsa görülür. Barutsan Fabrika sahası ile Tatlıca Mahallesi arasında kalan ve Belediyemiz öncülüğü ile dikimi yapılan çamlık arazi İlçemizin en büyük yeşil alanını oluşturmaktadır. Bu yeşil alanlar Roketsan tarafından yapılan fidan dikimleri ile desteklenmektedir. Yenimahalle Koru mevkiinde doğal ardıç ve meşe ağacı toplulukları bulunmaktadır. bitki örtüsü genellikle dere kenarlarında yoğunlaşmıştır. Bunlar daha çok söğüt, kavak ve kısmen meyve ağaçlarıdır. Ayrıca dağlarda kendiliğinden yetişen dedemsakalı, madımak, kalkan, sütleğen, yemlik, hardal, cımak gibi birçok şifalı otlar yanında üvez, alıç, ahlat, böğürtlen, kuşburnu, yabani elma, erik, badem ağaçları da bulunmaktadır.
TARIM
İlçemiz genellikle arazi yapısı arızalı bir yapıya sahiptir. Coğrafi, morfolojik ve jeolojik tekdüzelik göstermeyen bir özelliği vardır. İklim ve toprak faktörleri bakımından iki yıl değişmeli sistemle, bir ekim bir yıl nadas şeklinde yapılır. Bu ekim sistemine topraktan çok su azlığı sebep olmaktadır. Bundan dolayı İlçemiz bölgesinin uğraşı alanı da tarla ziraatı şeklindedir. Bu yöntem toplam maliyetin 3/4'ünü oluşturmaktadır. İlçemiz bölgesinde tarımsal faaliyetlerin yaklaşık olarak % 75'ine hububat ziraatı hakimdir. İşlenen toplam arazi miktarı 32.000 hektardır. Bu miktarın 28.252 hektarı tarla arazisi olarak değerlendirilmektedir. Bölgede iki sistem uygulandığından her yıl 14.870 hektar arazi nadasa bırakılırken 13.382 hektarlık arazide tarla bitkileri ziraatı yapılmaktadır.
Hububat tarımı içerisinde buğday başta olmak üzere arpa, yulaf, burçak, fig, kimyon, mısır, fasulye, nohut, mercimek, şekerpancarı, ayçiçeği, kavun ve karpuz üretimi başta gelmektedir
|
|
|
 |
ETİMESGUT ŞEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
Etimesgut İlçesi Ankara-Sincan karayolu ile Ankara İstanbul demiryolu üzerinde, Başkent Ankara’nın 17 Km batısında yer alan ve toplam 10.153 hektar yüz ölçüme sahip şirin bir ilçedir. Batısını Sincan ilçesi,kuzey güney ve doğusunu Yenimahalle ilçesi çevreler. Ankara Metropolünün (8) merkez ilçesinden biri olan Etimesgut dört bir yandan önemli Devlet Yolları ile çevrelenmiştir. Ankara-İstanbul karayolu (E-5) Doğudan Kuzeye, Ankara-Eskişehir Karayolu Doğudan Güneye, bu iki yolu birleştiren Kuzey-Güney doğrultulu (otoban) çevre yolu da ilçemizin Batısından geçer. İlçemizin bu yollarla bağlantısı bulunmaktadır.
Ayrıca Ankara-İstanbul Demiryolu ilçemizin merkezinden geçmekte ve (6) banliyö istasyonu bulunmaktadır. Askeri Havaalanı (12.Havaüssü) ilçemizin sınırları içerisindedir.
Yeryüzü Şekilleri : Etimesgut İlçesi doğudan batıya eğimi azalan çanak şeklinde bir oluk vadi görünümündedir. Vadinin tabanına oturmuş Ankara Çayına doğru tepe aralarından uzanan yan vadilerle bütünleşen Ankara ovası, yer alır. Ovanın kuzeyinde Eryaman Mahallesinde Radar, Büvelek, Kızıl, Çıngıraklı, Üveçyatağı, Tepeleri, Elvan Mahallesinde; Lodumlu Çöpbitmez, Eskibağ, Sınıcak ve Büvelek Tepeleri, Topçu Mahallesinde; Karağaçlı, Oyduçkaşı tepeleri ile Bağlıca yakınlarında Çakmaklı Harabe tepeleri yer almaktadır. Bitki örtüsü bulunmayan bu tepeler yüksekliği az ve yerleşmeye uygun yerlerdir. Tepeler ortalama 900-1000 metre yükseklikte olup, ilçenin ortalama yüksekliği ise 807 metredir.
Ankara çayı çevresinde yer alan alüvyon birikinti ovası tarım için elverişli olmasına rağmen, bahçe tarımı dışına çıkılamamıştır.
Akarsuları : İlçemizi doğudan batıya %3 eğim ile geçen Ankara Çayı Çubuk, İncesu ve Hatip Çaylarının birleşmesiyle oluşmuştur. Ankara Çayı da Mürted’den gelen ova çayını aldıktan sonra, Malıköyde Haymana suyunu da alarak Sakarya ırmağı ile birleşir. Uzunluğu 140Km olan ırmak üzerinde Çubuk I, Çubuk II, Kurtboğazı, Bayındır ve Kusunlar Barajları kurulmuştur. Ankara çayının sınırlarımız içinde kolu ve barajı yoktur.
Gölleri : İlçemizde doğal göl yoktur. Eryaman Mahallesinde killi bir yapı üzerinde bulunan ve daha çok yağmur suları ile beslenen Susuz Göleti, Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenerek Göksu Parkına dönüştürülmüş, tatil günlerinde tüm Ankaralıların ve özellikle Etimesgut halkının dinlenme mekanı olmuştur.
İklimi : İlçemizde İç Anadolu karasal ikliminin genel özellikleri görülür. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk geçer. Yağış daha çok kış ve ilkbahar aylarında düşer. Yazın ve sonbaharda yağışlar iyice azalır. Yıllık yağış miktarı 367 milimetre kadardır. Kış aylarında don olayı sık görülür. Donlu günlerin sayısı yılda ortalama 84.7 güne ulaşmaktadır. Sıcaklık Ocak ayında –l5 C dereceye kadar düşer. En çok kar yağışı Ocak ayında olmaktadır. En yüksek kar örtüsü kalınlığı 33 cm’dir. Gündüz ile gece, yaz ile kış mevsimleri arasındaki sıcaklık farkları önemli ölçüde büyüktür. Uzun yılların ortalamalarına göre 32 C derece ile Temmuz en sıcak, Ocak 0.3 C derece ile en soğuk aydır. (En yüksek sıcaklık 01 Ağustos 1954’te 40 C derece olmuştur.) Yıllık ortalama sıcaklık 11.8 C derecedir. Buharlaşma nedeni ile Yaz aylarında havada nem oranı azalır, kışın ise artar.
İlçemizde ilkbahar ve Yaz mevsimlerinde; güney-batı, sonbahar mevsiminde; güney doğu, Kışın ise; daha çok kuzey rüzgarları etkilidir. En hızlı esen rüzgar yönü güney olup, hızı 39.4 metre/sn’dir. Fırtınalı günler daha çok kış mevsiminde görülür. Etimesgut’ta radyasyon (Işıma) sisler de sık görülmektedir. Ortalama sisli süre yılda bir aya yakındır. En yüksek sisli günler oranı kış mevsimindedir. Bu durum havanın kirli kalmasına neden olur.
Bitki Örtüsü : İç Anadolu Bölgesi genelde geniş bir step alanıdır. Yüksek dağlık alanlarla denizden ayrılmış olduğundan iklim karasaldır. İkliminin bu özelliği bitki örtüsünü de belirlemektedir. Ankara ve Etimesgut’ta da doğal bitki örtüsü steptir. (Bozkır) Bunlar yağışlı dönemlerde yeşillenen, kurak yaz döneminde sararıp kuruyan otlardır. Artemisia (Yavşanotu), Ocanthalimon (Çobanyastığı) bitki türleri oldukça yaygındır.
Toprak Özellikleri : İç Anadolu’nun gerçek step alanlarındaki en yaygın toprak türü kahverengi zonal topraklardır. Başlıca elemanı kalsiyum karbonatlı kil olan bu topraklar humusça fakirdir. Tüm horizonlarında kireç hakimdir. Plato yüzeyinde kalınlığı 50 cm olan bu toprakların en üstteki A horizonu genellikle daha koyu renkli,alttaki B horizonu daha soluk renklidir. Çukur alanlar ile eğimi az olan yerlerde kırmızımsı kahverengi topraklar yaygındır. Bu topraklar kirecin yanı sıra kil ve kum oranı da yüksektir. Kurak yaz aylarında toprağın yüzeyinde sert bir kabuk meydana gelir.
İlkçağlardan itibaren bir yerleşim yeri olduğu anlaşılan Etimesgut bulunan tarihi kalıntı ve belgelerden anlaşıldığına göre Hititlerin, Friglerin, Romalıların, Bizanslıların, Selçukluların ve Osmanlıların egemenliği altında kalmıştır. Tarihi kaynaklarda Etimesgut değişik adlar almıştır. Amaksyz, Amaksis, Amaksuz, Akmasuz, Ahi Mesud, Etimesud ve Etimesgut olarak en son halini almıştır. Etimesgut'un tarihine ışık tutan en önemli kaynaklar arasında burada çıkan tarihi eserler önemli bir yer tutar.
Etimesgut'da bulunan Arslan kabartmasına Etilerle Frigyalılar arasındaki geçit çağı eseri olarak bakılmaktadır. Ernest Mamboury “Guide Touristique” adlı kitabında Etimesgut'un bulunduğu yerin hangi uygarlıkların etkisi altında kaldığını bulunan tarihi eserlerden yararlanarak şu şekilde açıklamaktadır:
“İstasyonun yanında aşağıya doğru ine yolun sağında yaklaşık 10 m. yüksekliğinde 120 m’ye 80 m. ebadında kuzeyden güneye doğru yönelmiş biraz elipsi andıran bir tepecik dikkati çeker. Bu sırasıyla Friglerin, Romalıların, Bizanslıların ve Müslümanların yerleşim yeri olarak kullandığı eski bir yerleşim yeri ya da höyüktür. 1928'de buraya ilk gidişimiz özellikle burada bulunan ve çevresinde çeşitli kalıntıların olduğu muhteşem bir aslan heykelini görmek içindi. Bu heykel diğer kalıntılarla çevrilmişti. Kalıntılar arasında oymalı Roma sütun başlığı Lidya dönemine ait bir lahit parçası, Selçuklu dönemine ait sarkıt tavan kalıntıları, Osmanlılara ait nargileler ve içi kızıl ya da kahverengi kızıl sırlı kırmızı kahverengi ve siyah renkli Hitit ve Frig dönemine ait çömlek kalıntıları bulunmaktaydı. Talebimiz üzerine Müzeler Müdürlüğü’nce kaldırılan aslan heykeli “Auguste Mabedi”nin bulunduğu Hitit Müzesi’ndedir.
Ülkede çokça bulunan bazalt taşı üzerine biraz rölyefle yontulmuş 2m.x 0,95 m x 0,35 m boyutlarındaki ve üst yüzeyinde derince dört delik olan aslan, sağa doğru gidiyor şekilde yontulmuştur. Aslanın soylu ve sakin bir yürüyüş şekli var; kuyruğu sırtına doğru kalkık, ağız açık büyük ve düzgün bir kafası var. Bilhassa arka ayaklarının kasları olmak üzere yapılı ve belirgin kasları kendine büyük bir güveni gösteriyor. Ve Asur eserlerini hatırlatıyor. Önemli bir eski yerleşim merkezi ya da oturduğu yeri dekore ettirme imkânına sahip bir prensin sarayına tanıklık ediyoruz. Toprağa gömülmüş başka kalıntıların varlığını da göz ardı etmemek gerekir. Bu kalıntı her durumda bölgenin Hitit döneminde iskâna açık bir yer olduğunun tartışılmaz bir kanıtıdır” (Mamboury, 1933).
Etimesgut'un bugünkü yeri Hititler döneminde "Amaksis" olarak adlandırılmıştır. “Kiepert” çizmiş olduğu haritada Etimesgut'un bulunduğu yeri "Amaksyz" olarak belirtmektedir. Osmanlılar ise bu yeri “Akmasus” olarak anmışlardır (Gülekli,1948).
Orman fidanlığında bulunan kuş başlı, arslan vücutlu ve kanatlı kabartma ile Boğa kabartmasına, Etilerin (Hititlerin) son devirlerinin eserleri olarak bakılmaktadır.
Etimesgut ile ilgili bilgilere ulaşılan diğer önemli bir kaynak ise Osmanlı arşivleridir. Burada yapılan incelemelerle dönemin muhasebe defterleri kayıtlarında bu yerin Ahi Mesud olarak geçtiği ortaya konulmaktadır (Tekin, 1998).
Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait 1530 tarihli Anadolu Muhasebe Defterinde Etimesgut'dan şöyle bahsedilmektedir:
"Melike Hatun Vakfı, Ankara kazasında bulunan vakıflar arasında olup, İnebey Hamamından hissesine düşen 17 akçeden dördünü Melike Hatun Mescidine, ikisini Seyyid Sinan'a, ikisini Seyyid Mahmut'a ve iki akçesini de kalede oturan kale imamına tahsis etmiştir. Bağlıca köyünü de kapsayan 1574 'akçe'lik gelirin dörtte üçü Ahimesut zaviyesine, kalan dörtte biri de Ahi Şemseddin Zaviyesine gitmekte idi. 1530 yılında Ahimesut'da: 9 hane, 1 imam, 2 bekâr vergi mükellefi, bir de zaviyedar vardı.
“Ayrıca, hicri 1260 tarihli Ankara Temettuat Defteri’nde yer alan Ahimesut köyünün bazı sakinlerinin işledikleri topraklardan elde ettikleri gelirde Hacı Bayram Veli'nin de hissesinin olduğunun belirtilmesi Etimesgut 'un Selçuklu ve Osmanlı döneminde de vakfa tahsis edilmiş pek çok gelirinin olduğunu kanıtlamaktadır.”
Yine Osmanlı arşivlerinde bulunan 1840 tarihli Ankara Temettuat Defteri’nde Etimesgut şu şekilde anılmaktadır: “Ankara eyaletinin Zir kazasına bağlı Ahi Mes'ud köyü birinci muhtarının 580 akçe gelirinin olduğu, bunun yarısının Ankara'da Hacı Bayram Veli Efendinin hissesi olduğu belirtilmektedir.”
Elde edilen bilgiler Etimesgut'un bir vakıf arazisi olduğunu, tarımsal faaliyetlerin yapıldığını göstermektedir. Ayrıca Aktüre'nin verdiği bilgilerden hareketle bu bölgede tiftik keçisi yetiştiriciliği yapıldığı sonucunu çıkarabiliriz. “Zir” kazasında bulunan tiftik keçisi yünü işleme tezgâhlarının ham maddesi çevrede bulunan köylerde yetiştirilen keçilerden sağlanıyordu. Başka bir yerde bu kalitede ve bu parlaklıkta yün elde edilememesi bu bölgede yetişen otlarla açıklanmaktadır (Aktüre, 1984).
Kayıtlarda bahsi geçen Ahi Mesud'un kim olduğuna ilişkin yazılı kaynaklara ulaşamadık. Bu yere ismini veren Ahi Mesud'un Osmanlı arşivlerinde verilen bilgilere göre ahilik teşkilatı üyesi olduğu anlaşılmaktadır. Osmanlı arşivlerinden elde edilen ve Ankara tren yolunun güzergâhının belirtildiği aşağıdaki haritalarda Etimesgut "Amaksyz" olarak geçmektedir.
Ankara'nın idari sınırları 1927 yılında tekrar belirlenmiştir. 1932 yılma gelindiğinde ise Etimesgut merkeze bağlı bir nahiyedir. Tarihi kaynaklarda "Amaksyz", "Amaksus" ve "Akmasız" olarak adlandırılan Etimesgut uzun bir tarih boyunca Ahi Mesud olarak adlandırılmıştır (Gülekli, 1948).
İncelemelerimiz sonucunda haritalarda gösterilen "Amaksus" veya "Akmasız" adlarının Ahi Mesud ve günümüzde adlandırılışı ile Etimesgut'un çok yakınlarında başka bir yeri ifade ettiğini anlıyoruz.
Etimesgut açısından Ankara'nın Milli Mücadele'nin merkezi olması ve ardından yeni devletin başkenti olması büyük önem taşır. Cumhuriyet'le birlikte "muasır medeniyet" seviyesine ulaşma çalışmaları kapsamında örnek köy kurulması kararı Etimesgut'u tarih sahnesine çıkartmıştır.
Ahimesud'da örnek bir köy kurulması kararı 16 Mayıs 1928 tarih ve 6639 sayılı kararnameyle alınmıştır. Yapılan araştırmanın ardından hazırlanan rapor doğrultusunda Bakanlar Kurulu örnek köy kurulması kararını vermiştir. Etimesgut bu kapsamda örnek bir köy olarak kurulmuş ve buranın yeni devletin diğer alanlarına da örneklik yapması amaçlanmıştır.
Günümüzde Etimesgut ilçesi başkent Ankara'nın batısında toplam 10300 hektar yüzölçümüne sahip bir ilçedir. Batısını Sincan kuzey, güney ve doğusunu Yenimahalle ilçesi çevreler. Ankara metropolünün merkez ilçelerinden biri olan Etimesgut dört bir yandan önemli devlet yollan ile çevrelenmiştir.
Etimesgut tarihi İpek yolu üzerinde kurulmuştur. Bugün de Ankara-İstanbul demiryolu, Ankara-Ayaş ve Ankara-İstanbul karayolu Etimesgut'dan geçmektedir. Ayrıca Ankara-Eskişehir karayolu ilçenin güney sınırını teşkil etmektedir. Ankara çevre yolunun büyük bir bölümü Etimesgut sınırları içindedir.
Ayrıca Etimesgut'u doğu batı yönünde bir baştan bir başa aşıp giden banliyö trenlerinin de Etimesgut ulaşımına önemli bir katkısı vardır. Askeri havaalanı, Türk Kuşu tesisleri ve Kara Havacılık tesisleri de ilçe sınırlan içerisindedir.
Etimesgut ilçesi doğudan batıya doğru eğimi azalan çanak şeklinde bir oluk vadi görünümündedir. Vadinin tabanına oturmuş Ankara Çayı’na dik tepe aralarından uzanan yan vadilerle bütünleşen Ankara ovası yer alır.
Etimesgut'u doğudan batıya yüzde üç eğim ile geçen Ankara çayı, Çubuk, İncesu ve Hatip çaylarınım birleşmesiyle oluşmuştur. Ankara çayı Akıncı ovasından gelen Ova Çayını (Zir Çayı) aldıktan sonra Malı köyde Haymana suyunu da alarak Sakarya ırmağı ile birleşir. Uzunluğu 140 km. olan ırmak üzerinde Çubuk 1, Çubuk 2, Kurtboğazı, Bayındır ve Kusunlar barajları kurulmuştur. Ankara çayının Etimesgut sınırları içinde kolu ve barajı yoktur.
Etimesgut 1968 yılına kadar nahiye merkezi olarak kalmış, çevresindeki 18 köy Etimesgut nahiyesine bağlanmıştı. 1968 yılında nahiyelik kaldırılarak "İstasyon Mahallesi" adıyla Yenimahalle ilçesine bağlanmıştır.
20 Mayıs 1990 tarihi itibariyle ilçe statüsü kazanmıştır. 19 Ağustos 1990 tarihinde ise ilk belediye seçimi yapılarak Etimesgut Belediyesi kurulmuştur.
Etimesgut İlçe Milli Eğitim Müdürlüğümüz tarafından tiyatro, resim, müzik şenlikleri düzenlenmektedir.
Öğretim yılı başında okullar sergileyecekleri tiyatro eserlerini İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden onay alarak çalışmalarına başlamaktadır.
Nisan ve Mayıs ayı içersinde program dahilinde halkımıza gösterilmektedir.
Nisan ve Mayıs aylarında parklarda resim ve müzik şenlikleri yapılmaktadır. Ayrıca okul duvarları ve parklar boyanmaktadır.
Okullar arası Kaymakamlık kupası çerçevesinde futbol, basketbol voleybol maçları yapılmaktadır. Ayrıca okullar arası bilgi yarışması düzenlenmektedir.
İlçemiz Nüfusunun büyükçe bir kısmını Erzurum, Kars, Çankırı, Yozgat, Çorum gibi illerimizden vatandaşlarımız oluşturmaktadır.
Bu demografik yapı içinde ilçemizin ilk çekirdeğini oluşturan gecekondu bölgesi Sosyal ve Kültürel yönden Anadolu insanımızın kesitini oluşturmaktadır.
Konuşulan dil, lehçe, dinsel inanç, örf ve adetleriyle farklı illerin oluşturduğu çok renklilik kendi içinde yeniden çeşitli kültürel alışverişlerle yeni sos yo-kültürel yapıya dönüşmektedir. Düğünlerde, sünnetlerde, ramazanlarda, cenazelerde, siyasette. dernek etkinliklerinde yardımlaşmalarda Anadolu âdetlerinin, Anadolu davranışlarının İlçemizde yeniden filizlendiğini görürüz. İlçemizdeki kültürel ve sosyal yaşamda gecekondu bölgesinden farklı olarak ikinci bir yaşam alanı mevcuttur.
Başbakanlık Eryaman Toplu Konutları, Askeri Kampüsler alanı, Elvankent, Güzelkent, Şeker Fabrikası Kampüsü, TRT Kampüsü farklı bir yaşam alanı oluşturmaktadır.
|
|
|
|
 |
GÜDÜL SEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
Güdül, Ankara ilinin kuzey batısında yer alan bir ilçesidir.
Yapılan araştırma ve incelemelerde Güdül çevresinde tarih öncesi çağlardan beri yerleşildiği anlaşılmıştır. İlçe yakınından geçen Kirmir Çayı boyunca kayalara oyulmuş mağaraların Etiler'e (M.Ö. 2000) ait olduğu sanılmaktadır. Daha sonra Frigler (M.Ö. 8. yy) bu yörede hakimiyet sürmüşlerdir.
İn-Önü denilen bu mevkideki mağaralarda haç işaretlerine rastlanmış, Romalılarca Hıristiyanlığın yayılması sırasında buraların mesken edildiği anlaşılmıştır. Daha sonra Bizanslıların yaşadıkları sanılmaktadır.1071 tarihli Malazgirt Zaferi ile Anadolu'nun kapıları Türklere açılmış, Güdül ve çevresi Anadolu Selçukluları'nın idaresine geçmiştir.
İlçe, Anadolu Selçuklu hükümdarlarından I. Mesut'un eniştesi ve Ankara Emiri olan Şehabüldevle Güdül Bey tarafından şimdiki yerinde, tahminen 850 yıl evvel kurulmuş olup, 1 Eylül 1957 yılına kadar Ayaş ilçesine bağlı bir nahiye iken aynı yıl 7030 sayılı Kanun ile ilçe olmuştur.
İlçe toplam nüfusu 22 Ekim 2000 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre 20.938'dir. Bu nüfusun 5.806'i İlçe merkezinde, 15.132'i ise köy ve kasabalarda yaşamaktadır. Güdül İlçesi, 4 belediye ve 23 köy olmak üzere toplam 27 yerleşim biriminden oluşmaktadı.
İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 20938'dir. Bunun 5806'si ilçe merkezinde, 15132'i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.
İlçe, merkez hariç olmak üzere ilçe merkezine bağlı; 3 belde ve 23 köyden oluşmaktadır.
|
|
|
|
 |
HAYMANA SEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
İlçe toprakları 39 – 40 kuzey enlemleri, 32 – 33 doğu boylamları arasında yer alır; yüzölçümü 2976 km 2 , rakımı 1259'dur. İlçenin doğusunda Bala ve Gölbaşı, güneyinde Kulu ve Cihanbeyli, batısında Polatlı ve kuzeyinde Gölbaşı İlçeleri yer alır.
Karasal iklimin hüküm sürdüğü İlçemizde en soğuk ay olan Ocak ayının ortalama sıcaklığı -2 o C, en sıcak ay olan Temmuzun ortalama sıcaklığı ise +19 o C' dir. Yıllık yağış ortalaması 414 mm 3 'tür.
İlçe topraklarının 2/3 sini Haymana Platosu oluşturur. Ormanlık alan yok denecek kadar azdır. Haymana Platosunun rakımı 1100 m. dir. İlçemiz sınırlarında bulunan dağlardan Karacadağ'ın yüksekliği 1724 m, Mangaldağ 1436 m. ve Çaldağı 1351 m.dir. 297.6 Hektar alanda tarım yapılmaktadır.
|
|
|
|
 |
KALECİK SEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
Kalecik’in Nüfusu :25.043 Yüzölçümü :1.318 Km2 Rakım :725 m Ankara Şehir Merkezinden uzaklığı :71 Km Kale, Hasbey, Saray, Tabakhane Camileri ile Kazancık Türbesi Kızılırmak üzerindeki Develioğlu köprüsü belli başlı tarihi eserlerdir
İlçenin adı Türkiye de ender rastlanır şekilde uzun süre değişime uğramadan bugünlere gelmiştir. ülkemizde birçok yerleşim bölgesinin adı zaman içinde birçok değişiklik geçirerek bugünkü şekline ulaşırken ilçemiz adını geçmişi 2000 yılı aşan kaleden almıştır.
Ramsay Kalecik’ten bahsederken eçelriga diye bahseder. acıtorızıacum adlı antik şehirde bölgede kurulmuştur. Ancak ilçemizin ismi hiçbir değişikliğe uğramadan kalesinden alınmıştır. şehrin tam ortasında tek başına heybetle yükselen bölgeye hakım bir tepe üzerindeki kale küçük olmasından dolayı sonuna cik eki eklenmiştir.
|
|
|
|
 |
KAZAN SEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
İç Anadolu Bölgesi'nde, Ankara İline bağlı bir ilçe olan Kazan, kuzey ve batısı Mire Dağları ile çevrili, doğusunda Keçiören ve Çubuk, batısında Ayaş, kuzeyinde Kızılcahamam, güney doğusunda Yenimahalle ve güney batısında Sincan ilçeleriile çevrilidir. Akıncı Ovası’nın kuzeyindedir. Ovayı kuzeyden güneye doğru ayıran Ova Çayı ilçe içinden akmaktadır.
ilçenin denizden yüksekliği 890 metre olup, yüzölçümü 470 km2, 2000 Yılı genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 29.692'dir. Ankara'ya 47 km. uzaklıktadır.
İki önemli ulaşım yolu üzerinde bulunan Kazan’da sanayileşmenin özellikle son yıllarda ciddi bir ivme kazandığı görülmektedir. Boru, saç, ağaç kaplama, ziraii alet ve makinaları, un, yem, demir ve buna bağlı ürünler, mermer, tuğla, kiremit, araba farı gibi oldukça değişik alanları ihtiva eden irili ufaklı 50 civarında fabrika faaliyet göstermektedir. Türkiye’nin savunması açısından oldukça önemli bir proje olan F-16 savaş uçakları üretimi TAİ-TUSAŞ Mürted tesislerinde gerçekleştirmektedir.
İlçe ekonomisini ağırlıklı olarak tarım, hayvancılık ve sanayi oluşturmaktadır. Şekerpancarı, kum fasulye, kavun, buğday ve henüz yeni, yeni gelişmekte olan seracılık çiftçilerimizin gelir kaynaklarının başlıcalarındandır. Yetiştirilen bu tarım ününlerinin yanı sıra büyükbaş ve kümes hayvancılığı, arıcılık ve yumurta tavukçuluğu da yapılmaktadır. Son derece modern, hijyenik şartlarda ve veteriner hekim kontrolünde kesim yapılmakta olan belediye et kombinası yalnızca Kazan’ın değil civar ilçelerin de et ihtiyacını karşılayabilmektedir.
Kazan ismini muhtemelen, 1402 yılında yapılan Ankara Savaşı`nda yenilen Osmanlı ordularının ağırlıklarını burada bırakıp çekilmesinden sonra geride kalan devasa kazanlardan almıştır.
Bölgede yapılan kazılarda ortaya çıkan eserlere bakıldığında Kazan`ın tarihinin oldukça eskiye dayandığı görülmektedir. Mürted (Akıncı) Ovası tarih öncesi devirlerden beri yerleşmelere sahne olmuştur. Ovada yer alan Bitik Höyüğü`nde yapılmış olan kazılarda Bakır Çağı`na kadar inen yerleşme katlarına rastlanmıştır. 1942 yılında yapılan Bitik Höyüğü kazısında 9 tane yerleşim katı ortaya çıkartılmıştır. Bunlardan en alttaki Bakır Çağı`na aittir. Bunun üzerinde Hitit, Frig ve Klasik Döneme ait yerleşim katları tespit edilmiştir. Yine yörede bulunan Sancar Höyüğü`nde Bakır Çağı`ndan Klasik Döneme kadar yerleşmeler olduğuna dair ipuçları veren çanak çömlekler toplanmıştır. 1933 yılında yapılan Karalar kazısında bir Klasik Dönem (Manegerdos) yerleşmesi ortaya çıkartılmıştır. Bitik Höyüğü ve Karalar dışında, araştırma alanında birçok höyüğün bulunması, yörenin çok eski dönemlerden günümüze yoğun bir yerleşmeye sahne olduğunu kanıtlamaktadır.
Kazan, Ankara'nın kuzey batısında bulunan Akıncı Ovası üzerinde kurulmuştur. 47000 hektarlık yüzölçümü 13 köyü ve 30 Mahallesi ile 29773 kişilik nüfusa sahip ülkemizin en hızlı gelişen ilçeleri arasındadır.
İlçemiz Kazan tarih ve turizm potansiyeli bakımından da oldukça zengindir. Köylerde bulunan tarihi eserleri, hafta sonu turizminde elverişli göletleri ve mesire alanları, şehrin gürültüsünden uzaklaştırmak isteyen Ankara halkına alternatif mekanlar sunmaktadır.
Bölgede yapılan kazılarda ortaya çıkan eserlere bakıldığında, Kazan'ın tarihinin oldukça eskiye dayandığı görülmektedir. Mürted (Akıncı) Ovası tarih öncesi devirlerden beri yerleşmelere sahne olmuştur. Ovada yer alan Bitik Höyüğü'nde yapılmış olan kazılarda, Bakır Çağı'na kadar inen yerleşme katlarına rastlanmıştır. 1942 yılında yapılan Bitik Höyüğü kazısında 9 tane yerleşim katı ortaya çıkartılmıştır. Bunlardan en alttaki Bakır Çağı'na aittir. Bunun üzerinde Hitit, Frig ve Klasik Döneme ait yerleşim katları tespit edilmiştir.
Yine yörede bulunan Sancar Höyüğü'nde Bakır Çağı'ndan Klasik Döneme kadar yerleşmeler olduğuna dair ipuçları veren çanak çömlekler toplanmıştır. 1933 yılında yapılan Karalar kazısında bir Klasik Dönem (Manegerdos) yerleşmesi ortaya çıkartılmıştır. Bitik Höyüğü ve Karalar dışında, araştırma alanında bir çok höyüğün bulunması, yörenin çok eski dönemlerden günümüze yoğun bir yerleşmeye sahne olduğunu kanıtlamaktadır.
|
|
|
|
 |
KEÇİÖEREN SEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
KEÇİÖREN’İN SINIRLARI
30 Kasım 1983 tarihli ve 2983 sayılı kanunla ayrı bir ilçe haline getirilen Keçiören’in sınırları İçişleri Bakanlığı’nın 13/81 sayılı kararıyla tesbit edildi.
YÜZÖLÇÜMÜ
58,66 Km2 büyüklüğe sahip olan Keçiören ilçesi, doğu ve güneydoğudan Altındağ, güney ve batıdan Yenimahalle, kuzeybatıdan Kazan, kuzeyden de Çubuk ilçeleriyle çevrili olup, ilçenin doğusunda Hüseyin Gazi Dağı ve 1985 m yüksekliğindeki İdris Dağı, kuzeyinde Karyağdı Dağı ile Ufuktepe ve batısında Yükseltepe bulunur.Çubuk Çayı Keçiören ilçesini kuzey-güney yönünde ikiye bölerken, Hatip ve Ankara Çayları ise güneyden geçer.
NÜFUS
2000 yılı nüfus sayımına göre, Keçiören’de toplam 625.167 kişi ikamet etmektedir.
yıllara göre nufus dağılımı ise şöyledir;
2000 yılı : 625.167
1997 yılı : 588.117
1990 yılı : 533.891
1985 yılı : 433.559 kişidir.
|
KEÇİÖREN ADININ ANLAMI
Her ne kadar bu konuda çeşitli rivayetler bulunsada Keçiören ismine ilk olarak Ankara Mufassal Tahrir Defteri H. (867/M)’rinde rastlanılmaktadır.1463 tarihli kayıtlarda Karye-i Kiçiviran Tabi-i Kasaba olarak geçmektedir. Bu kayıtlar rivayetlerden öte belgeli kayıtlardır ve eski Türkçe’de “Kiçi”, “Küçük” demektir.
Kiçiviran da küçük viran yer anlamındadır. Zamanla da Kiçiviran Keçiören’e dönüşmüştür.
Keçiören’in ilk resmi yazılı kaydını Fatih Sultan Mehmet Han yaptırmıştır.
NAHİYE OLUŞU
Tarihi 1200-1300 yıllarına dayanan Keçiören, Kalaba (Galebe), Etlik ve Ovacık Köylerinin arazilerinin gelişmesinden sonra 1936 yılında Bucak (Nahiye) oldu. İlk Nahiye Müdürlüğü görevini Osman Bedrettin Yolga ifa etti. Sonrasında Mehmet Derviş Çiyiltepe, Ahmet Feridun Demir , Nafi Muharremgil, Osman Macit Atay , Suphi Günay ve Hakkı Tataroğlu Nahiye Müdürlüğü yaptı.
1984 YILINDA İLÇE OLDU
Keçiören 1966 yılında Altındağ ilçesine bağlandı, 1984 yılında ilçe oldu. Keçiören’in ilçe belediye sınırları içinde 43 mahallesi olup ayrıca Keçiören ilçesi sınırları içinde kalan Alacaören, Kılıçlar, Gümüşoluk, Kösrelik, Kurusan, Saray, Sarıbeyler köyleri ile Bağlum ve Pursaklar beldeleri de ilçeye bağlandı
|
|
Eski Keçiören
Keçiören 'in adı Ankara 'nın ünlü keçilerinin otlaklarının olduğu yer olarak tanımlanır. Keçiören gecekondularının ilk görünmeye başladığı 1955'li yıllardan önce son derece temiz havası ve ünlü bağlarıyla adeta bir sayfiye (dinlenme) yeri gibiydi. Orta halli ve zengin Ankaralılar temiz havasından dolayı Keçiören'e gelirlerdi. Evler bahçe içindeydi ve bahçelerde her çeşit meyve ağaçları, kümesler, havuzlar ve kuyular bulunurdu. Insanlar meyvelerini ve sebzelerini yetiştirir, suyunu kuyulardan temin eder, fırınlarda birkaç aile birleşip 10 günlük ekmeğini yapardı.
Keçiören 'in özellikle bağları, üzümü ve nefis armudu ünlüydü. Ankara'nın ticaretini elinde bulunduran gayri müslimler de Keçiören'de otururlardı. Ticaretle uğraştıkları için zengindiler ve evleri, bahçeleri temiz ve bakımlıydı. Çok güzel mahalleleri olan gayri müslümler daha sonraları Keçiören'den teker teker ayrılmışlar ve evleri de satılmıştı. Hacı kadın deresi temiz ve berraktı. Bu dere Dutluk, Duvardibi, Kuyubaşı, Ahmet Çavuş ve Mecidiye'nin arka tarafından akardı ve 1955 yıllarına kadar da temizdi. Halk, şimdi Dutluk durağına adını vermiş olan ve büyük dut ağaçlarının bulunduğu yere piknik yapmaya giderdi. Ankara'da bulunan yabancı elçilik mensupları da burada yürüyüş yaparlardı. Çubuk Çayı'nda halı ve kilim yıkanır, akıntının çok olmadığı yerlerde yüzülürdü. Milli Mücadele ve Cumhuriyetin ilk yıllarında pek çok ünlü isim Keçiören'de oturmuştur. Keçiören 'den atla Ulus'a giderler ve atlarını Taşhan'a bağlarlardı. Keçiören eskiden beri bir otel-kent görümündedir.
|
|
HALİL İBRAHİM SOFRASI -1
Açık ve kapalı yemek salonu, çay bahçesi, döner büfesi ile toplam kapasitesi 350 kişilik olan Halil İbrahim-1 halka hizmete yönelik bir tesisdir.
Nuri Pamir Cad.Gazino K.ÖREN
Tel: 355 21 66 - 68
|
| |
HALİL İBRAHİM SOFRASI - 2
Toplam kapasitesi 750 kişiden 1500 kişiye çıkarılan ve bu yıl sonu hizmete geçirilecek olan tesisimiz düğün, sünnet, nişan ve toplantılara hizmet verecek şekilde planlanmıştır. Yemekhanesi, havalandırması, akustik ses düzeni ile Ankara genelinde sayılı sosyal tesislerden bir tanesidir. Ayrıca mimarisiyle de dikkat çekmektedir.
Tel: 317 14 20 - 347 41 71 |
| |
KALABA VADİSİ
Keçiören'de gerçekleştirdiği bir çok proje ile Keçiören'in çehresini değiştiren Keçiören Belediyesi ilçe girişinde başlattığı Kalaba Vadisi Projesi'ne hız verdi.Belediye,Kalaba Vadisi içinde bölgeye yapacağı spor tesisleri, aqua parklar,havuz ve göletler,evcil hayvanlar parkı,teleferik ve sosyal tesislerle Keçiören'i turizm ve eğlence merkezi haline getiriyor.Başkent Ankara'ya yakışır,yurt dışından gelenlere örnek teşkil edecek bir proje olan Kalaba Vadisi Projesi Keçiören'e eşsiz güzellikler kazandıracak. |
| |
YUNUS EMRE KÜLTÜR MERKEZİ
Ticaret ve Kültür merkezi olarak hizmet veren tesiste Dükkanlar, 1 adet Düğün Salonu, 1 Adet Sağlık Ocağı, 2 adet çok amaçlı salon bunlardan birinin 600, diğerinin 350 kişi kapasiteli dijital gösterilere uygun elektronik düzeni ve sahnesi mevcuttur, Aftad ve sağır ve dilsiz engellilere hizmet veren 2 adet yeri, bölge halkının elişi, nakış ve örgülerini sergileyeceği 965 metrekarelik bir fuaye mevcuttur.
Basınevleri Cad.No:182
Tel: 352 54 44 |
| |
|
ESTERGON TÜRK KÜLTÜR MERKEZİ
Adını, Türk tarihinde önemli bir yer tutan ESTERGON Kalesi'nden alan ve Etnoğrafya Müzesi, Aktar Dükkanları,Asya Bahçeleri ve nakış nakış işlenmiş Türk motifleriyle Keçiören Estergon Türk Kültür Merkezi Cumhuriyet tarihine damgasını vurdu. Alanya Kalesi'ndeki Kızıl Kulesi'nin sekizgen gövdesi örnek alınarak yapılan merkez Selçuklu ve Osmanlı Mimarisi'nin özelliklerinin yanı sıra dünya sanatının evrenselleşmiş çizgilerini de taşıyor.4 bin metrekarelik kapalı alana sahip Estergon Türk Kültür Merkezi 3 kat ve kümbetten oluşuyor.Giriş Taç Kapısı Selçuklu'ların 1251 yılında Konya'da yaptırdıkları Karatay Medresesi'nin çok ufak değişiklik yapılmış versiyonu olan Merkez'in ahşap giriş kapısı ise Özbekistan'ın Hiva şehrinde bulunan İsfendiyar han'ın yazlık sarayının bir örneğini teşkil ediyor.14 dükkanın bulunduğu giriş katındaki kapılar Anadolu ve Orta Asya'daki tarihi kapıların bir örneği olarak Kastamonulu ustalar tarafından yapıldı.Giriş katında ayrıca Topkapı Sarayı'nda bulunan mermer fıskiye aslınna uygun olarak yer alırken, Ankara ve Türk mutfağının örneklerinin sunulduğu, restoran katında ise 15 metre boyunda dev akvaryum bulunuyor. Türk tarihini ve Kültürel değerlerini yansıtan Etnoğrafya Müzesi'nin yanı sıra kümbet katında bulunan kafe ve tavandan tabana kadar inen misina şelale de Merkeze ayrı bir güzellik katıyor. Dış dünya ve basınında da adını duyuran Estergon Türk Kültür Merkezi İran'da posta pulu olarak basıldı.
Tel: 361 28 28 - 361 24 24 - 360 44 77
|
|
|
|
|
|
|
 |
KIZILCAHAMAM ŞEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
Kızılcahamam İlçesi Ankaraya 80 km uzaklıktadır. Ancak ilk bilinen ilçe merkezi bugünkü Demirciören köyü yerleşim yeri olup, kayıtlarda Yabanabat olarak geçmektedir. 1880 yılında ilçe merkezi eski adı çorba olan şimdiki Pazar bucağına taşınmış ve 1915 yılında bugünkü yerleşim yerine nakledilmiştir. Bölgemizde bulunan Hitit devri kalıntıları göz önünde tutulursa bölgenin yerleşim yeri olarak tarihinin M.Ö.' ki dönemlere dayandığı anlaşılmaktadır.
Kızılcahamam ilçesi doğudan Çubuk, batıdan Çamlıdere ve Güdül, kuzeyden Çankırı'nın Çerkeş ve Bolu'nun Gerede ilçesi ile güneyden Ayaş ve Kazan ilçeleriyle çevrilidir.
İlçemizde Kurtboğazı, Eğrekkaya ve Akyar barajları mevcut olup bu barajlar Ankara’nın sulama ihtiyacını karşılayan barajlardır. Akyar barajının suyu Eğrekkaya barajına ve oradan da Kurtboğazı barajına transfer edilmektedir. Kızılcahamam İlçesi yeraltı suları bakımından zengindir. Özellikle şifalı kaplıcaları meşhurdur. Kızılcahamam İlçesinde karasal iklim hüküm sürmesine karşın yapılan barajlar ve Karadeniz’e yakınlığından dolayı Batı Karadeniz iklimi özellikleri de görülmektedir. Yağmurlar İlkbaharda yoğun olmakla beraber, Ormanlık alanın fazla olmasından dolayı yıl itibari ile yağışlı günler daha fazladır. İlçenin ortalama sıcaklığı +11 C 'dir. En yüksek sıcaklık ağustos ayında 34 C , en düşük sıcaklık şubat ayında -20 C ' olarak tespit edilmiştir.
Kızılcahamam İlçesinde ortalama nem % 66 ' dır. En yüksek nem kış aylarında % 76, en düşük Eylül ayında % 4 olarak tespit edilmiştir. 107 köyü ve bir beldesi olan ilçenin 2000 yılı sayımına göre nüfusu 33 623’dür. Bu nüfusun 16 195 ilçe merkezinde, 17428’ köylerde yaşamaktadır
Kızılcahamam İlçesi 1711.87 Km2 ' lik alan üzerine kurulmuş olup ,merkezinin rakımı 975 metredir.
|
|
|
|
 |
MAMAK SEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
İç Anadolu Bölgesi'nde, Ankara İline bağlı Mamak İlçesi, doğu ve güneydoğuda Elmadağ, güneybatı ve batıda Çankaya, kuzeyde Altındağ ilçeleri ile çevrilidir. Orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden oluşan ilçe topraklarındaki en önemli yükselti,Ankara metropoliten alanın da en yüksek noktası olan Hüseyin Gazi Dağı’dır.
İncesu Deresi ile Hatip,Karanlık ve Bayındır çayları ilçenin akarsulardır. Bayındır barajı ile bu barajın gölünün bir bölümü Mamak sınırlarında kalır.İlçedeki Bayındır Barajı, Bayındır deresi üzerine inşa edilmiş olup, 1965 yılından bu yana su tutulmaya başlanılmıştır. İlçe hudutları içerisinde hatip çayı bulunmaktadır.
Yüz ölçümü 161Km2 dir. Denizden yüksekliği 899 m., 2000 yılı genel nüfus sayımına göre 430.606 nüfusa sahiptir.
Mamak’ ta ELSA A.Ş.( Elektrik sayaçları Sanayi Ticaret Anonim Şirketi) Makina Kimya Genel Müdürlüğü, KÖSEM ( Küçük Orta Ölçekli Sanyi Eğitim Merkezi) ve Kayaş Kapsül Fabrikası ile Taş Ocakları bulunmaktadır.
İlçenin tarihi ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Mamak’ın merkez ilçe olması nedeniyle isminde de bir değişiklik olduğuna ilişkin bir bilgiye rastlanmamıştır. Sözlük anlamına bakıldığında Mamak Ankara’nın bir ilçesi,Ankara’nın bir semti,Ankara’nın askeri bir bölgesi olarak tanımlanmaktadır. Mamak ilçesi 1983 yılına kadar Ankara’nın Çankaya ilçesinin bir semti olmuş, 1983'te de ankara'nın ilçesi konumuna getirilmiştir.
İlçede kültür hizmetlerini yerine getirmek için şimdiki Belediye Başkanlık Binasının yer aldığı Konservatuar Binası bulunmaktadır. Ayrıca 75. Yıl Cumhuriyet Anfi Tiyatrosu, kültürel faaliyet varlıklarından sayılabilir.Tabiat varlıkları olarak Hatip Çayı, Bayındır Barajı ve önemli 4 mesire yerlerindendir.
Ankara’ nın bir bölümünün su ihtiyacını karşılayan Bayındır Barajı ve Baraj Gölü çevresinde oluştulan ağaçlık alan gazino ve çay bahçeleri ilçenin gezilip görülecek yerleridir.
|
|
|
|
 |
NALLIHAN ŞEHRİ TANITIMI |
|
 |
|
|
Nallıhan ilçesi yer altı ve yerüstü kaynaklarıyla ülke ekonomisine önemli katkılar sağlamaktadır. Çayırhan Termik Santrali, Sarıyar Hasan Polatkan Barajı, Gökçekaya Barajı, Yenice Barajı ile ülke ekonomisine önemli bir enerji katkısı mevcuttur. Çayırhan kömür işletmesinin kömür rezervi ise 400 milyon ton olup her yıl 1.6 milyon tonu Çayırhan Termik Santralinde enerji üretmek amacıyla kullanılmaktadır.Nallıhan ilçesi önemli bir meyvecilik ve hayvancılık deposu durumundadır.
Ancak ülke ekonomisine katkısıyla doğru orantılı olarak, genel bütçeden yeterince pay alamamaktadır.Devlet Planlama Teşkilatınca 1996 yılında yapılan İlçelerin Sosyo - Ekonomik Gelişmişlik Sıralamasına göre Nallıhan ilçesi 858 ilçe arasında 214.ncü, Ankara İl’i İlçeleri arasında ise 10.durumda bulunmaktadır.
2003 yılında yine DPT'ce yapılan çalışmaya göre 872 ilçe arasında 202. sırada bulunmaktadır. Bu durum hiçte iç açıcı değildir.Hiç bir olayın olmadığı, Devletine bağlı Nallıhan'ın asil ve çalışkan insanları bu duruma layık değildir. Nallıhan ilçesinin kalkınması açısından aşağıda belirtilen hususların acilen gerçekleştirilmesi hayati öneme haizdir.
Nallıhan Devlet Hastanesi, Temmuz 2007 tarihinde açılmış olup gerek ayaktan gerekse yataklı tedavi hizmetlerini bu tarihten itibaren vermektedir.
Bunlar;
Ankara –İstanbul hızlı tren projesinin biran önce bitirilmesi,
İlçedeki meyveciliğin ve hayvancılığın geliştirilmesi açısından yem fabrikası, entegre meyve suyu, salça fabrikası, peynir fabrikasının kurulması,
Ayman Kırı Sulama Projesinin Devlet Planlama Teşkilatınca Yatırım Programına alınarak, Devlet Su İşlerince Ovanın sulu tarıma açılması ve bunun sonucu üretim potansiyelinin artırılması,
Üretilen ürünlerin pazarlanması açısından ilçenin Bolu, Eskişehir ve Ankara ile bağlantı yollarının iyileştirilmesi,
Dünyaca meşhur Nallıhan oyaları, Beydili ve Çamalan köyü el dokuma ürünleri ve Döğmeci köyünde çam ağacından yapılan su fıçılarının tanıtımı, gelir sağlanması ve bu sektörün bilimsel bir baz’a oturtulması açısından el sanatları yüksekokulunun açılması,
El sanatlarımızın teşvik edilmesi ve gelecek nesillere aktarılması açısından ilçe etnoğrafya müzesinin kurulması,
Nallıhan ilçesinin 50 köyü konumu itibariyle yayla turizminin gelişmesine müsaittir.Pilot proje uygulamasıyla örnek köyler (Aksu, Aydoğmuş, Beydili, Döğmeci, Demirköy, Cendere, Çive, Meyilhacılar, Tekke, Uluköy) seçilerek ilk adım bu köylerimizde atılmalıdır. Bu köylerimizde yayla turizminin geliştirilmesi açısından evler restore edilerek aile pansiyonculuğu geliştirilmeli ve yayla evleri kurulmalıdır.Bu konuda Nallıhan Kaymakamlığı, Nallıhan Belediye Başkanlığı, Nallıhan Vakfı Başkanlığı, Nallıhan Enerji Üretim A.Ş konsorsiyumu, Park Holding, Nallıhanlı işadamı İlhan Çetinkaya başta olmak üzere diğer işadamlarımız, Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde aktif girişimlerde bulunularak somut adımlar atılmalıdır. Yaylalarımıza gelecek konuklarımıza Nallıhan’a özgü yöresel yemekler ( Nallıhan kapama pilavı, Koyun ve keçi etinin yağsız yerlerinden hazırlanan Nallıhan gorçan kebabı, yaprak dolması, gözleme, köy fırınlarında yapılan kabaklı-cevizli-soğanlı-peynirli çörekler, höşmelim, kabak tatlısı, hoşaf ) ikram edilerek Nallıhan İlçesi mutfağının tanıtımı sağlanmalıdır.
Nallıhan toprakları çağlar boyu; Hititlerin, Friglerin, Britanya Krallığının, Pers, İskender, Roma ve Bizans İmparatorluklarının hakimiyetinde kaldıktan sonra 1071 Malazgirt Zaferiyle Türklerin egemenliğine girmiştir. Önce Danişmentlilerin, daha sonra Anadolu Selçuklularının idaresinde bulunmuş, Anadolu Selçuklularının 1308’de yıkılmasıyla Candaroğulları Beyliği sınırları içinde kalmıştır. Orhan Bey zamanında ise Osmanlı Beyliği topraklarına katılmıştır. Bu fetih sırasında, Oğuz Türklerinin iki boyundan Beydilliler ve Eymirlilerin bir kısmı ilçemize gelip yerleşmişlerdir. İlçemizde, bu boyların adını taşıyan iki köy vardır.
1603-1617 yılları arasında Osmanlı padişahı olan I.Ahmet’in sadrazamı Nasuh Paşa başvezir olmadan önce, 1594 yılı sonbaharında Halep’ten İstanbul’a dönerken Konya-Ankara-Nallıhan-Göynük yolunu, yani bugün 1 numaralı devlet yolu olarak adlandırılan zamanın İstanbul-Bağdat yolunu izler. Yöremizden geçerken ilçenin bugün olduğu yerde bir han, bir hamam ve bir de cami yaptırır. 1595 ilkbaharında biten bu yapıları vakfeder.
O günden sonra bu yerleşim yeri gelişerek büyür.
Kocahan yapılmadan önce, Nallıhan bugünkü yerinde değil, büyük olasılıkla Kayapınar çiftliği yakınındaki şehir kalıntılarının olduğu yerdedir. Kocahan’ın yapımıyla bugünkü yerine bir göç olduğu kesindir. Göçten sonraki tarihini yaklaşık dört yüz sene olarak söyleyebiliriz. Ancak, yer değiştiren ilçenin tarihi daha da eskidir. Şimdiki yerleşim yerinin yakınında bulunan eski şehrin ismi Gordium’dur. Gordium şehri Romalıların Bitinya krallarıyla yaptıkları savaşlarda tahribata uğrayınca terkedilmiştir. Sonraları harap olan eski şehrin yerinde Cleon (Kaleon) tarafından yeni bir şehir kurulmuş ve ismi de Juliopolis olarak değiştirilmiştir. Juliopolis, eski Gordio Koume’ye verilen isimdir. Son Bizans devrinde ismi tekrar değiştirilmiş ve Basileon olmuştur.
Nallıhan, 16.yy.da Karahisar-ı Naallu nahiyesi olarak Hüdavendigar (Bursa) Sancağına bağlıyken, 19.yy’ın ilk yarısında Ankara Livasına bağlanarak, Korupazarı Naallu ve Karahisar-ı Naallu diye ikiye ayrılmıştır. 19.yy.ın ikinci yarısından itibaren yine tek isim altında birleştirilmiştir.
Çağlar boyu değişik isimler verilen ilçenin adı en sonunda Nallıhan olmuştur. Nallıhan adını nasıl aldığı hususunda ise iki söylenti vardır.
Bunlardan biri; yakınından geçen Nallı Suyu ve handan aldığı, diğeri ise; handan ve bu hanın kapısında bulunan naldan aldığı yönündedir. İkinci söylentiyle ilgili varsayıma göre: Halk kahramanı Köroğlu buradan geçerken gece handa konaklar, ertesi gün giderken hanın bahçe kısmında atının nalı düşer. Nal yerinden alınarak hanın kapısına asılır ve buradan da Nallıhan ismi çıkar.
Nallıhan için simgesel bir değeri olan Kocahan’ın özgün yapısı korunamamıştır. Bugün, girişindeki kemerden başka geriye pek bir şey kaldığı söylenemez. 20.yy.ın başında yanan tarihi camiinin yerine ise 1911’de yenisi yapılmış, tarihi hamamın kalıntıları da güzergahı değişen Ankara yolu yapım çalışmaları sırasında yok olup gitmiştir.
1572 Tarihli 68 Nolu Mufassal Tahrir Defterindeki kayıtlarda; Nahiye-i Karahisar-ı Na’llu’nun 3 mahalleden oluştuğu, zeamet türü vergi ödediği, kendisine 144 köy ve 17 mezra’nın bağlı olduğu yazılıdır.
1928 yılında Çayırhan ve Beydili bucak yapılmıştır. 1973’ten sonra ise Beydili köy yönetimi biçimine, Çayırhan’da belde’ye dönüştürülmüştür.
Sarıyar Barajının yapımıyla Nallıhan’a bağlı üç köy; Sarılar, Yardibi ve Fasıl baraj gölü suları altında kalmışlardır. Gökçekaya Barajının yapımından etkilenen Nallıkozlu Emre’ye taşınırken, Karahisarkozlu da kendi yaylasına göçetmiştir.
1950’den sonra Mudurnu ve Göynük’ten bazı köyler coğrafi yapı ve iklim özellikleri dikkate alınarak Nallıhan’a bağlanmışlardır. İlçenin, 1935 yılında 60 köyü ve 2 bucağı varken, bugün 75 köyü ve 2 kasabası vardır. Baraj yapımıyla başlayan sosyo-ekonomik gelişmeler sonucu Sarıyar kasaba yapılmış ve 1 Aralık 1973’te belediye teşkilatı kurulmuştur. İlçenin bir diğer kasabası da Çayırhan’dır. Linyit ocaklarının 1960’ta işletilmeye başlamasıyla büyüyen Çayırhan’da 6 Haziran 1976’da belediye örgütü kurulmuştur.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Nallıhan’da 2 Medrese ve 1 Rüştiye Mektebi varken, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında biri ilçe merkezinde olmak üzere toplam 15 ilkokul açılmıştır. 1950’den sonraki yıllarda ise okulsuz köy kalmadı derken bu kez de köyden kente göç sonucu öğrenci azlığı ya da yokluğundan köy okulları 1988 yılından itibaren kapanmağa başlamıştır.
İlçenin tarihi okullarından olan Sakarya İlköğretim Okulu 1914 yılında Zükür İptidaisi (Erkekler İlkokulu) adıyla açılmıştır.
1925 yılına kadar Nasuhpaşa Mahallesinde bulunan kilise binasında eğitim-öğretime devam eden okul, 1925 yılında Atatürk Meydanı yanındaki tarihi binaya taşınarak, Merkez Sakarya İlkokulu adını almıştır. 1957 yılında da bugün kullanmakta olduğu binasına taşınmıştır.
Osmanlı Devletinin ilk yıllarından itibaren yüz elli yıl devlet yönetiminde yer alan Çandarlı ailesi Nallıhanlıdır. Sivas valisi iken ilçemizden geçerken ölen Padişah III. Mustafa’nın sadrazamı İvezzade Halil Paşa’nın mezarı ilçemizdedir.
Kurtuluş Savaşımızın hassas bir aşamasında Düzce’de başlayıp çevresini de etkileyen hareket etkisi altında bir hafta kalan ilçemiz, bunu defetmeyi başarmıştır. Milli Mücadelemizin paşalarından Kazım Özalp Paşa takviye kuvvetleriyle Geyve’den Sakarya’nın doğusuna intikal ederken ilçemiz halkından gördüğü yardımlardan dolayı anılarında övgüyle bahsetmiştir.
NASUHPAŞA CAMİİ
1911 yılında Nallıhan'a gelen bir Fransız mühendisin nezaretinde yıkılan eski caminin yerinde, aynı genişlikte ve bugünkü şekliyle yeniden yapılmıştır.
Cami dikdörtgen planlı,düzgün kesme taştan üstü ahşap çatılı ve alaturka kiremitli olarak inşa edilmiştir.Kuzeyde birbirine kemerlerle bağlanan sekiz adet kare sütunlu, iki yanı ve önü açık, üstü ahşap çatıyla örtülü son cemaat mahalli yer almaktadır.Son cemaat yerinden hareme geçişi sağlayan kapı, kilit taşı çıkıntılı ve dairevi kemerlidir.İbadet mekanını ortası göbekli ahşap tavan örtmektedir.Mahfeli dört köşeli iki taş sütun üstünde ahşaptandır.Cami toplam dokuz adet sivri kemerli pencere ile aydınlatılmaktadır.Mihrabın kenarları kademeli, sivriye yakın dairevi kemerli ve basit kornişlidir.Minber kesme taştan, minberin korkuluğu ise ahşaptan ve basittir.
Caminin batı duvarına bitişik minare kesme taştan, kaidesi kare planlı, gövdesi oniki köşelidir.Şerefe altı dorik başlığı taştan, külah ise saç kaplıdır.
Cami avlusunun batı tarafında, 20.asrın başı olarak tarihlenen, üstü alaturka kiremitli basit çatılı bir türbe vardır.İçinde iki büyük dört küçük kabir vardır.
BACIM SULTAN TÜRBESİ
Yunus Emre'nin hocası Taptuk Emre'nin kızı Bacım Sultan'a aittir. Nallıhan’a 14 km uzaklıkta olan Tekke köyündedir.Taşlık bir tepede etrafında ardıç ağaçları bulunan üstü çatı olan bu türbenin 200 metre aşağısında, suyu kova ile çekilen bir kuyu bulunmaktadır.Suyu tuzludur.Nedeni ise;
Bacım Sultan hamur yoğururken baban geliyor demişler.O da sevinçle fırlayıp, tarlalara doğru koşmuş.Elinin hamurlu olduğunu görünce babasına karşı saygısızlık olacağından ürpererek, birden toprağa diz çökmüş, Allah’a yalvarmış.Toprağa eğilip-çık ya mübarek- demiş, oradan hemen su çıkmış.Bacım Sultan’da ellerini yumuş..
Bacım Sultan Türbesi 1960 yılı sonlarında köylü tarafından yeniden yaptırılmıştır.Tekke Köyü‘ nde, Bacım Sultan Türbesi’ne getirilen hastalar türbede bırakılır.Bacım Sultan Kuyusu suyundan içirilir ve bu su ile banyo yaptırılır.Hastaların pek çoğunun iyileştiği halk arasında söylenmektedir.
TABDUK EMRE TÜRBESİ
Yunus Emre'nin hocası Taptuk Emre'ye aittir.Nallıhan'ın Emremsultan köyündedir
Emremsultan Köyü girişinin sağında hafif meyilli bir arazi üzerinde bulunan mezarlık içinde yer alır.Kare planlı ve kubbelidir.Duvarları içerden 6x6 m.boyutunda ve 1.6 m.kalınlığındadır.Sarıyar Barajının yapımı sırasında 1954-1958 yıllarında Etibank tarafından türbe onarılırken kubbeyi korumak amacıyla kubbenin üzerine, ahşap üzeri kiremit kaplı şemsiye külah şeklinde, dışa taşkın saçaklı bir çatı yapılmıştır.Türbeye doğu yönünden,oldukça sade ve basık kemerli alçak bir kapıdan girilir.Orijinal ahşap kapı kanatları türbeden çıkarılmış köydeki yeni camide saklanmaktadır.Basık kemerli kapı girişinin üstünde devşirme bir antik mermer üstüne oyulmuş dört satırlık kitabesi mevcuttur.Güney duvarında 1.5 m.yüksekliğinde ve 67 cm.genişliğindeki dikdörtgen pencere tek açıklıktır.Taşıyıcı duvarlar moloz taştan inşa edilmiş olup, kubbe ve pandantifler ise tuğla örgüdür.
KOCAHAN
Osmanlı Veziri Nasuh Paşa Osmanlı-İran Antlaşmasından döndükten sonra buraya uğrayarak 1599 da Hanı yaptırmıştır.Planı müstakil (dikdörtgen) şeklindedir.Sıkdörtgen planlı uzunluğunda bir yapıdır.Dış duvarlar moloz,iri taş, kireç harçlı, derzleri sıvasız kargirdir.Moloz taşların arası yatay ve dikey olarak düzgün bir şekilde konmuş tuğlalarla sıkıştırılmış ve kum ve küçük çakıllı harçla tutturulmuştur.Kapı dairevi geniş ve uzunca bir tonozdur.Tonozun içinde iki yanında sivri kemerli iki tonoz daha uzanırki, buraları depo olarak kullanılmaktadır.Tonozun iç tarafında, kesme kırmızı köfeki taşı, dairevi bir kemer vardır.Kemerin dışarıya bakan yüzünde takriben 0.20x0.23 lük ve 18 delikli bir nal tesbit edilmiştir.İçi dört duvarla çevrili geniş ve uzun bir avludur.Duvarda kısa fasılalarla, önü yukarıya kadar açık ocak yerleri vardır.
46 odadan ibaret olduğu 46 adet baca yerinden anlaşılan bu hanın çatısı yıkılmış olup halen duvarları mevcuttur.Kapladığı yer 3000 m2 dir.Bu duvarların iç tarafına, içe meyilli saç kaplı, basit bir ahşap sundurma avluyu fırdolayı çevirecek şekilde yapılmıştır.Yapının yan tarafında bulunduğu söylenen kitabesi 1944 zelzelesinde düşmüş ve parçalanmıştır.Pazartesi günleri sebze hali olarak kullanılan yapı korunmalıdır.
ULUHAN CAMİİ 
17.yüzyıl başında sadrazamlık yapmış olan Nasuh Paşa tarafından Ankara Göynük arasındaki 3.menzilde yaptırmış olduğu han ile birlikte yapıldığı anlaşılan Uluhan Köyü Camiinin orijinal yapısından günümüze sadece minaresi kalmıştır.Zelzele mıntıkasında bulunan eserin yapılışından sonra birkaç defa meydana gelmiş olan zelzelelerle tahribe uğrayarak yenilenmiş olduğu muhakkaktır.Ancak cami’in beden duvarları kısmen eski durumu muhafaza etmektedir.Boyuna dikdörtgen plandaki ahşap tavanlı caminin kuzey tarafındaki ahşap kadınlar mahfili muhtesdir.Camiinin kuzeybatı köşesinde camiden 2.80 m.açıkta bulunan orijinal minare harap vaziyettedir.Kare kaideli ve tuğla gövdeli minarenin kaide kısmında kesme taş kullanılmış olup taşlar arası tuğlalarla kasetlenmiştir.
|
|
|
|
 |
POLATLI SEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
2000 yılı genel sayımı sonuçlarına göre İlçe merkez nüfusu 79.992, Temelli Beldesi nüfusu 9.424, köyler nüfusu 27.235 ve ilçe toplam nüfusu 116.651 dir.
Sayım sonuçlarına göre ilçe merkez nüfusunda düzenli bir artış, köyler nüfusunda ise önceki yıllarda azalış, son sayımda bir artış görülmektedir. İlçenin toplam nüfusunda son on yılda % 15 civarında bir artış meydana gelmiştir.
Konunun genel bir analizi yapılmamış olmakla birlikte ilçede köyden şehir merkezine, buradan da dış merkezlere göç yaşanmaktadır. Şehir merkezi aynı zamanda dışarıdan göç almaktadır. Sonuçta şehir merkezinde ülke geneline göre yüksek sayılabilecek bir artış, köyler nüfusunda ülke genel eğilimine paralel bir azalış meydana gelmektedir.
Polatlı ilçesinin ekonomisi tarih boyunca tarım ağırlıklı olagelmiştir.
İlçe merkezinde kentsel ekonomik faaliyetlerin ve buna bağlı olarak sanayiinin ve hizmet sektörünün gelişimi Ankara-İstanbul demiryolunun 1892 yılında Polatlı’dan geçmesi ile başlamıştır.
Bugün Polatlı İlçesinin ekonomisi büyük ölçüde tarıma, giderek gerileme eğilimi gösteren hayvancılığa, sanayi faaliyetlerine, ticarete, memurluk ve işçiliğe dayanmaktadır.
İlçe merkezine ulaşım karayolu ve demiryolu ile sağlanmaktadır. Polatlı kuzey doğu istikametinde 75 km yolla Ankara İl Merkezine, batı istikametinde 60 km yolla Sivrihisar İlçesine bağlanmaktadır.
Kuzeyde bulunan Ayaş İlçesine uzaklık 71 km, güney doğuda bulunan Haymana ilçesine uzaklık 51 km ve güneyde bulunan Yunak İlçesine uzaklık 172 km dir.
Ankara –Polatlı arasında (87) km.lik demiryolu, Ankara-Eskişehir arasında ise (168) km.lik demiryolu vardır.
Polatlı coğrafi konum olarak Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesinde, 39 derece 35 dakika kuzey enlemi ile, 32 derece 08 dakika doğu boylamının kesiştiği noktada yer almaktadır.
İlçe merkezinin deniz seviyesinden yüksekliği 850 metre İlçenin toplam yüzölçümü 3789 km² dir.
İlçe Ankara İl merkezinin batısında ve bu ile bağlı Beypazarı, Ayaş, Sincan, Yenimahalle, Gölbaşı ve Haymana İlçeleri, Konya iline bağlı Yunak ve Çeltik İlçeleri ile Eskişehir İline bağlı Günyüzü ve Mihallıççık İlçeleri ile çevrilidir.
Polatlı İlçesinde insan yerleşiminin bilinen en eski tarihi M.Ö.3000 yıllarına kadar dayanmaktadır. Yassıhöyük köyünde bulunan antik Gordion Şehrinde M.Ö.3000 yıllarında yerleşim olduğu bilinmektedir.
Bölgede yaşayan belli başlı uygarlıklar sırasıyla, Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarıdır.
Polatlı ilçe merkezinin bugünkü yerleşimi 1860 yılında Sivritepe mevki Menteşe Mahallesinde ve Zafer Mahallesinde oluşmuştur. Yerleşimin asıl gelişimi Ankara-İstanbul demiryolunun 1892 yılında buradan geçmesiyle gerçekleşmiştir.
Kurtuluş Savaşının en önemli olaylarından biri olan Sakarya Meydan Muharebesi Polatlı toprakları üzerinde meydana gelmiştir. Atatürk’ün Sakarya Meydan Savaşını yönettiği karargah Alagöz köyünde, attan düşerek yaralandığı yer İnler köyündedir. Bu savaşın önemli coğrafi mevkileri olan Duatepe, Beştepe ve Kartaltepe de Polatlı sınırlarındadır.
Polatlı 1 Ağustos 1926 tarihinde 877 sayılı kanunla ilçe olmuştur.
İlçe merkezinde Kültür Bakanlığına ait bir Halk Kütüphanesi ve Belediye Başkanlığına ait bir kültür merkezi faaliyet göstermektedir. Özel şahıslara ait (10) basım evi mevcuttur.
İlçede kültürel ve turistik potansiyel yüksek olmakla birlikte bu alandaki hareketlilik zayıftır. En önemli ilgi noktası Yassıhöyük köyünde bulunan Gordion Antik Şehri ve Kral Midas’ ın Mezarıdır. Burada ayrıca bir müze bulunmaktadır. İlçemizin çeşitli bölgelerinde, kurtuluş savaşına sahne olmuş önemli tarihi ilgi noktaları mevcuttur. Bu ilgi noktalarında son yıllarda çeşitli anıtsal eserler meydana getirilmeye başlanmıştır. Merkezde “ Sakarya Şehitleri Anıtı”, Alagöz Köyünde “ Karargah Müzesi”, Duatepe’ de “Duatepe Anıtı” ve İnler Köyünde “Gazi Tepe Anıtı” yapılmıştır.
İlçede sportif imkanlar yönünden üç önemli tesis bulunmaktadır. Bunlar Şehir Stadyumu, Kapalı Spor Salonu ve toprak zeminli futbol sahasıdır. Bunların dışında Belediye Başkanlığınca 2002 yılı içerisinde Mehmet Akif Mahallesinde bir spor kompleksi yapılarak semt sahası olarak hizmete sokulmuştur. Spor alanında yeterli yaygınlık ve aktivite yoktur.
2001 yılında ilki gerçekleştirilen Gordion Şenliklerinin gelenekselleştirilerek her yıl uygulanması planlanmıştır. Bunun dışında Sakarya Savaşının kazanıldığı gün olan 13 Eylül’ de her yıl Sakarya Zaferi kutlama etkinlikleri düzenlenmektedir.
|
|
|
|
 |
SİNCAN ŞEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
İç Anadolu Bölgesi'nde Ankara iline bağlı olan Sincan'ın kuzeydoğusunda Kazan, doğusunda Yenimahalle ile Etimesgut, güneyinde yine Yenimahalle, güneybatısında Polatlı, batı, kuzeybatı ve kuzeyinde de Ayaş ilçeleri bulunmaktadır. İlçe dağlık alanlarla kuşatılmış olup, daha çok orta kesimlerde tektonik çöküntü olan düz alanları vardır. Mürted Ovası diye anılan bu alan doğu ve batıda iki fay çizgisi ile sınırlanır. Kuzeydoğu kesimini Karyağdı dağının batı uzantıları, doğusun Ayaş Dağının uzantıları hakimdir. İlçe topraklarını Sakarya'nın kollarından Ankara çayı sular. Yüzölçümü 420 km2, 2000 yılında yapılan genel nüfus sayımına göre toplam nüfusu 289.440'tır.
İlçe ekonomisini çok az olarak bitkisel üretim ile hayvancılık karşılarsa da burada yaşayanlar çalışmak amacıyla her gün Ankara'ya giderler. Ayrıca ilçede sanayi tesisleri ve kombinalar bulunmaktadır. İlçedeki kil yatakları da işletilmektedir.
Sincan, İpek Yoluna yakın oluşundan ötürü tarihi çağlarda önem kazanmış, Asya'da da aynı ismi taşıyan bazı yerleşim alanları bulunmaktadır. Etimolojik olarak bakıldığında da Sincan Şen, Canlı İnsanların Yurdu anlamına gelmektedir.
Sincan, Cumhuriyetin ilk yıllarında 28 hane ve mescitten oluşan bir köy iken Atatürk’ ün önerileri ile yurtdışından gelen Soydaşlarımızın buraya yerleştirilmeleri ile tipik bir göçmen köyü görünümünü almıştır. 1956 yılında bucak merkezi haline getirilmiş, aynı yıl merkezde belediye teşkilatı kurulmuştur. Nüfusu hızla artan Sincan bucağı 30 Kasım 1983 tarihinde çıkartılan 2963 sayılı kanunla ilçe haline getirilmiş, daha sonra da 8. 3. 1988 tarih ve 88/ 12721 sayılı bakanlar kurulu kararıyla Büyükşehir Belediye sınırları içerisine alınmıştır. Ankara Sanayi ve Ticaret Odası tarafından kurulmuş olan Organize Sanayi Bölgesi Sincan’ da bulunmaktadır.
İç Anadolu Bölgesi'nde Ankara iline bağlı olan Sincan'ın kuzeydoğusunda Kazan, doğusunda Yenimahalle ile Etimesgut, güneyinde yine Yenimahalle, güneybatısında Polatlı, batı, kuzeybatı ve kuzeyinde de Ayaş ilçeleri bulunmaktadır. İlçe dağlık alanlarla kuşatılmış olup, daha çok orta kesimlerde tektonik çöküntü olan düz alanları vardır. Mürted Ovası diye anılan bu alan doğu ve batıda iki fay çizgisi ile sınırlanır. Kuzeydoğu kesimini Karyağdı dağının batı uzantıları, doğusun Ayaş Dağının uzantıları hakimdir. İlçe topraklarını Sakarya'nın kollarından Ankara çayı sular. Yüzölçümü 420 km2, 2000 yılında yapılan genel nüfus sayımına göre toplam nüfusu 289.440'tır.
İlçe ekonomisini çok az olarak bitkisel üretim ile hayvancılık karşılarsa da burada yaşayanlar çalışmak amacıyla her gün Ankara'ya giderler. Ayrıca ilçede sanayi tesisleri ve kombinalar bulunmaktadır. İlçedeki kil yatakları da işletilmektedir.
Sincan, İpek Yoluna yakın oluşundan ötürü tarihi çağlarda önem kazanmış, Asya'da da aynı ismi taşıyan bazı yerleşim alanları bulunmaktadır. Etimolojik olarak bakıldığında da Sincan Şen, Canlı İnsanların Yurdu anlamına gelmektedir. Sincan’ın kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber XVII.yüzyıl arşiv kayıtlarında Sincan Köyünün adına rastlanmaktadır. Sincan, Cumhuriyetin ilk yıllarında 28 hane ve bir mescitten ibaret bir köy iken Romanya ve Bulgaristan'dan gelen göçmenlerle, 1950 yılında nüfusu 1258'e ulaşmıştır. Atatürk’ün emriyle Sincan’a 100 hanelik Romanya Köseabdi'den göçmenler getirilmiştir. Bunlar Sincan'a gelirken lale soğanları ile birlikte gelmişlerdir. Bu nedenle de Sincan denildiğinde öncelikle akla lale ve lale bahçeleri gelmektedir.
Sincan, İstanbul-Ankara tren yolu ile Ankara-Beypazarı-Ayaş Devlet karayolu üzerinde olması nedeniyle kısa zamanda hızlı bir şekilde gelişmiş, 1956 yılında Yenimahalle İlçesine bağlı Bucak Merkezi haline dönüştürülmüş ve 1983 yılında da ilçe konumuna getirilmiştir.
Altın: Kültür ve sanat etkinliklerinde ilklere imza attık
Sincan Belediyesi tarafından ilçede yürütülen sosyal ve kültürel faaliyetler hakkında açıklama yapan Başkan Hasan Altın “Yaptığımız çalışmalar ve projelerle ilçemizde kültürel etkinlikler noktasında bir çığır açtık”dedi. 28 Mart 2004 Yerel Seçimleri’nin ardından, ilk etapta Lale Meydanı’nda bulunan Sincan Belediyesi Kültür Merkezi’nin baştan sona yenilendiğini anlatan Başkan Altın “Teknik bakımdan çağımız teknolojisinden mahrum, ilçemize yakışmayan tiyatro ve gösteri salonumuzu, 400 kişi kapasiteli modern bir hale getirdik. Yenilenen bu salonumuz, belediyemiz dışında sivil toplum örgütlerinin, özel ve kamu kurumlarının birçok etkinliğine ev sahipliği yapıyor”diye konuştu.
Çocuklara yönelik gerçekleştirilen “Ücretsiz Tiyatro ve Sinema Günleri” çerçevesinde, 4 yıl içerisinde yaklaşık 80 bin çocuğun bu etkinliklere katıldığını ifade eden Altın, şunları söyledi: “Ailelerin, çocuklarını bir sinema ya da tiyatroya götürmesi için başka bir ilçe ya da 25 kilo metre uzaklıktaki şehir merkezine gitmesi söz konusuydu. Bunun, zaman ve masraf açısından ne gibi zorluklar yaşattığını vatandaşlarımız çok iyi biliyor. Bizde, gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerle, halkımızın bu tür etkinlikler için, şehir merkezine gitme zorunluluğunu ortadan kaldırdık.”
Yetenek kursları için yeni kültür merkezi yapıldı
Çocukların ve gençlerin sosyal ve sanatsal faaliyetlerle uğraşmasının hem zihinsel ve bedensel gelişime katkısı olduğunu, hem suçlardan, zararlı alışkanlıklardan da uzak durması için önemli bir katkı sağladığını vurgulayan Altın, belediyenin açmış olduğu ücretsiz sanat kurslarının yine bir ilk olduğunun altını çizdi. Halk oyunlarından piyanoya, tiyatrodan hat ve ebru kurslarına kadar, onlarca alanda çeşitli kursların gerçekleştirildiği Tandoğan Kültür ve Sanat Merkezi’ni hizmete açtıklarını kaydeden Altın, Sincanlıların kurslara büyük ilgi gösterdiğini, yeteneklerin ortaya çıkarılması ve mevcut kabiliyetlerin de geliştirilmesi için büyük bir fırsat sunduklarını kaydetti.
Belediye ilk tiyatrosunu kurdu
Kültürel ve sosyal anlamda, gençler için çeşitli konferans ve etkinlikler düzenlediklerini belirten Sincan Belediye Başkanı Hasan Altın, yine önemli bir hizmet olarak Sincan Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nu kurduklarını söyledi. Belediyenin düzenlediği kurslara katılıp kendilerini yetiştiren gençlerden oluşan tiyatronun, her ay gösterim yaptığını ve ilçe halkı tarafından ilgiyle seyredildiğini açıklayan Başkan Altın sözlerini şöyle sürdürdü: “Sincan’da, bu anlamda büyük bir potansiyel ve merak var. Biz, yaptığımız çalışmalarla bu potansiyeli ortaya çıkardık. Birçok amatör tiyatrocu oyuncumuz, profesyonelliğe adım attı. Tabi, bunlar bizim için önemli hizmetler. Asfalt, kaldırım düzenlemesi gibi rutin üst yapı çalışmalarının yanı sıra, belediyelerin özellikle çevreye ve sosyal, kültürel faaliyetlere de daha fazla ağırlık vermesinin gerektiği düşüncesiyle hareket ediyoruz. Nüfusu her geçen artan ilçemizde, bu tür etkinliklerin sayısını da artırmayı planlıyoruz.
Harikalar Diyarı
Avrupa’nın en büyük parkı olan Harikalar Diyarı Ankara’nın Sincan ilçesinde bulunmaktadır. 05.10.2004 tarihinde faaliyete geçen bu parkın toplam kullanım alanı 1.320.000 m2 dir.
Bu alanın 92.000 m2’sini suni göletler oluşturmakta, bu göletlerin içerisinde Kayıklar ve Su Bisikletleriyle gezmek mümkündür. Toplam yeşil alan 650.000 m2’olup bu alan üzerinde 47.360 adet ağaç, ağaççık ve çalılık dikili, 330.000 m2’sinin ise yürüyüş yolları ve sert zeminden oluşmakla beraber 41.000 m2’lik açık otoparkı mevcuttur.
Park genelinde 2 adet büyük, 8 adet küçük Oyuncakistan, 287 adet demir, 267 adet ahşap oturma bankı, 62 adet piknik masası, 22 adet Barbekülü çardak, 764 adet aydınlatma direği, 308 adet projektör, 376 adet metal, 55 adet palyaço figürlü çöp kovası ve 15 adet değiş figürlerde heykel bulunmaktadır.
Park içerisinde bulunan Go-Kart, Kaykay Pisti, Model Gemi yüzdürme alanı, Model Uçak Pisti, Model Araba Pisti, Halı Sahalar, Basket Sahaları, Mini Golf Sahaları, Masa Tenisi alanları, Tenis Kortları ve 5000 kişilik oturma kapasiteli Nejat Uygur amfi Tiyatrosu gibi bir çok sportif ve kültürel alanda faaliyeti bir arada yapmanın yanı sıra ailenizle gelip piknik alanlarından faydalanarak parkı Tren ile gezmek mümkündür.
Göksu Parkı
Göksu parkı ankaranın 100 gün gibi kısa bir süre içerisinde faaliyete geçirilen en önemli rekreasyon alanlarından biridir. Toplam kullanım alanı 508.000 m2 dır. Bu alanın 141.000 m2 si göletten oluşmaktadır. Gölet içinde gezi amaçlı “Missisipi Gemisi” ve kayıkların yanı sıra gölün tabii güzelliği olan ada ve sazlıklar, işletmelere ait deniz havasını aratmayacak şekilde 9 adet yüzer iskele bulunmaktadır. Toplam yeşil alan 250.200 m2 olup, bu alan üzerinde 98.700 adet ağaç,ağaççık ve çalı dikilidir. Park, su ve yeşilin bir arada olduğu sosyal,kültürel ve sportif amaçlı kullanılacak bir çok alandan oluşmaktadır. Bunların başlıcaları; Yelken Kaskatlı Ada Restoran, Tepe Restoran, Çay Bahçeleri, Sinema Salonu,Spor Salonu, Çocuk Oyun Alanları,Otopark Alanları içerisinde 473 barbekünün bulunduğu 13.000 m2 piknik alanı, Türkiye de ilk defa kurulan eğlencenin ve adrenalin bir arada yaşandığı Dağ Kızağı,iskele boyu 1.6 km ahşap yürüme yolu, kuşbakışı seyir imkanı sağlayan deniz feneri ve daha bir çok aktiviteleriyle anakara’nın görülmeye ve gezilmeye değer yeni gözde mekanlarından birisidir.
|
|
|
|
 |
YENİMAHALLE SEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
Ankara'nın 8 merkez ilçesinden biri olan Yenimahalle, şehir merkezi haricinde engebeli bir arazide kurulmuştur. Denizden yüksekliği 830 metredir.
Komşu illerimizden gelen Çubuk Çayı, Hatip Çayı ve İncesu Deresi, ilçemizin Akköprü Mevkiinde birleştikten sonra Çiftlik, Güvercinlik ve Etimesgut'tan geçerek Sincan Osmaniye Köyü yakınında Akıncı Ovasından gelen Ova Çayı ile birleşerek Ankara Çayı adını alır ve Sakarya Irmağının büyük bir kolu olarak Polatlı sınırlarına girer.
İlçemizin Ümitköy-Çayyolu bölgesinde daha çok üst veya orta-üst gelir grubu aileler, Batıkent ve Yenimahalle merkez bölgesinde orta gelir grubu aileler, Demetevler, Şentepe, Karşıyaka ve Yahyalar bölgelerinde ise genel olarak orta veya alt-orta gelir grubuna mensup aileler yaşamaktadır. Bu bölgede geliri asgari ücret düzeyinde ailelerin de bulunduğu bir gerçektir.
İlçemiz 1997 nüfus sayımı kesin sonuçlarına göre merkez nüfusu 474.611, köylerin nüfusu 12.408 olmak üzere toplam 487.019'dur.
2000 yılı nüfus sayımı kesin sonuçlarına göre ise merkez nüfusu 534.109, köylerin nüfusu 19.235 olmak üzere toplam 553.344'dür.
İlçemiz nüfusunun tahminen %2'sini esnaf ve tüccarlar, %1'ini çiftçiler, %15'ini emekliler ile geri kalan %82'sini işçi ve memurlar teşkil eder.
Bugün Ankara İlimiz ile kaynaşmış olan Yenimahalle ilçemiz, yerleşim alanı olarak ön sıralarda bulunmaktadır. 1946 yılından bu yana bu özelliğini sürdürmektedir.
Nasıl 1982 yılında Ankara'da yeni yerleşim alanı olarak Batıkent düşünülmüşse,
1946-1949 yılları yılında da ilin imarı ile özellikle o devrin Ankara Belediye Başkanı Ragıp Tüzün tarafından Ankara'nın yakın yerleşim alanı olarak planlanmış ve 1950 yıllarında dar gelirli işçi ve memur vatandaşları konut sahibi yapmak gayesi ile ikişer katlı olarak kurulmaya başlanmış, bugünkü gibi hızlı bir gelişme gösteren ilçemiz Yenimahalle, 1 Eylül 1957 tarihinde ilçe merkezi haline getirilmiştir.
İlçenin yüzölçümü 359 km2'dir.
1- AKKÖPRÜ

İlçemizin tarihini vurgulayan eserler arasında Selçuklu Hükümdarı Alaaddin-i Keykubat tarafından 1222 yılında eski Bağdat Ticari Yolu ile Ankara Çayı üzerinde yaptırılan Akköprü, ilçemiz Varlık Mahallesinin İstanbul Devlet Asfaltının kenarında olup, 4 büyük, 3 küçük olmak üzere 7 kemerden oluşmuştur ve tarihi özelliğini korumaktadır.
2- ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ
Ulu önder Atatürk tarafından parası bizzat ödenmek kaydı ile 5 mayıs 1925 tarihinde kurulan Atatürk Orman Çiftliği ilçemiz sınırları içerrisinde olup, halka dinlenme ve örnek çalışmaları ile hizmetini sürdürmektedir.
3- ANKARA HAYVANAT BAHÇESİ

Ankara Hayvanat bahçesi, Atatürk Orman Çiftliği içerisindedir. Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifi ile 29 Ekim 1940 yılında hizmete açılmıştır. Kuruluş amacı, halkımıza yerli ve yabancı hayvan çeşitlerini tanıtmak ve özelliklerini öğretmek, hayvan ve doğa sevgisini aşılamaktır. Bugün 178 çeşit hayvan barındırmaktadır. Yılda ortalama 1.000.000 insan tarafından ziyaret edilmektedir.
4- 75. YIL ANKARA HİPODROMU
1988 yılında yapılan ve hizmete giren 75. Yıl Ankara Hipodromu, 1.383.282 m2 alan üzerine kurulmuş olup, tribün binası, zemin ve 4 kattan oluşmaktadır. Tribün binasında 8 adet yürüyen merdiven, 6 adet asansör, numaralı localar, seyir terasları, Cumhurbaşkanı ve kordiplomatik locası vardır. 6.400'ü ayakta, 2.300'ü oturan olmak üzere 8.700 seyirci kapasitelidir.
|
|
|
|
 |
ŞEREFLİKOÇHİSAR SEHİR TANITIMI |
|
 |
| |
|
Şereflikoçhisar ilçesi, İç Anadolu Bölgesi'nde, Tuz Gölü'nün kuzeydoğusunda bulunur. Ankara ilinin en uzak ilçelerinden olan Şereflikoçhisar, Tuz Gölü ile Hirfanlı barajı arasında sıkışmıştır. Kuzeyinde Bâlâ, doğusunda kendisinden koparılarak ilçe yapılan Evren, Sarıyahşi ve Ağaçören, batısında Tuz Gölü ve Kulu ilçeleri ile çevrilidir.
İlçede hüküm süren iklim İç Anadolu'nun bariz iklimi olan sert step iklimidir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve karlıdır. Yağış şartlarının yetersizliği sebebiyle ilçede hakim bitki örtüsü step, yani bozkırdır. Tepelik alanlar üzerinde yer yer meşe ormanı artıklarına rastlanır. İlçenin en önemli akarsuyu Ortaköy ilçesi sınırlarındaki Ekecik dağının batısından kaynağını alan ve Tuz Gölü"ne dökülen Peçenek çayıdır.
Memleketimizin ikinci büyük tabiî gölü olan Tuz Gölü, Şereflikoçhisar ilçesini batıdan ve güneyden çevirir. Havzasına düşen yağışın azlığı, buharlaşmanın şiddetli oluşu ve gölün derinliğinin az olması sebebiyle yazın suları buharlaşarak yerinde kalın bir tuz tabakası kalan gölde mutfak tuzu karakterinde tuz elde edilir. Yıllık tuz üretimi bakımından ülkemizin en önemli kaynağı olan Tuz Gölü, Türkiye tuz üretiminin yüzde 60'ını gerçekleştirir. Üretilen tuzun bir bölümü Şereflikoçhisar'daki fabrikalarda işlenerek, bir bölümü de işlenmeden Türkiye'nin dört bir yanına gönderilir.
İlçe toprakları ülkemizin en eski yerleşme alanlarındandır. Höyükler halindeki ilk yerleşmelerden çıkartılan güneşte kurutulmuş kiremitler Cilalı Taş döneminde bile buralarda yerleşildiğini göstermektedir. Milattan önceki devirlerde Hititlerin, Roma ve Doğu Roma (Bizans) imparatorluğunun, bir ara da İran Devleti'nin hakimiyetinde kalan ilçe arazisi Malazgirt Zaferi'nden sonra Selçuklu Türkleri'nin hakimiyetine girmiştir. Selçuklulardan kalma en önemli tarihî eserler Sultan Alaaddin Camii ve bugün ayakta olmayan Hurşid Hatun (Sultan Alaaddin'in eşi) türbesidir. Şereflikoçhisar, Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra Karamanoğulları'na bağlı kalmıştır. 1467 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından Osmanlı Devleti sınırları içine alınan Şereflikoçhisar Osmanlılar zamanında genellikle Aksaray'a bağlı bir kaza durumunda idi. 19. yüzyılda Konya'nın Esb-Keşan (Atçekenler) kazasının bir nahiyesi olan Şereflikoçhisar 1891 yılında Konya'nın bir kazası oldu. 1920'de Aksaray'a bağlandı. 1933 yılında Aksaray vilayetinin ilgası ile başkent Ankara'ya bağlanan Şereflikoçhisar, gelişen ekonomik ve sosyal yapısı ile il olmaya aday hale gelmiştir
Şereflikoçhisar ilçesinin 1990 yılında toplam nüfusu 60.701 olup, bunun 37.534'ü ilçe merkezinde, 23.167'si de 50 adet köyde oturmaktadır.
Şereflikoçhisar'ın Hititler'den bu yana yerleşim birimi olduğu sanılmaktadır. Selçuklular ve Osmanlıl ardan beri yerleşim birimi olduğu muhakkaktır. Selçuklular zamanında ilçenin kuzeyinde Koçhisar Kalesi kurulmuştur.
Anadoluda çift kalesi olan şehirlere "Koçhisar" denirdi. muhtemelen adı buradan gelmektedir. şerefli adı ise yörede etkinliği olan Şerefli oymağından alınmıştır
1891 yılında ilçe olan Şereflikoçhisar Konya iline bağlanmış, 1933 yılında ise Ankara'ya bağlanmıştır. 1989 yılında Sarıyahşi 7 köyü, Ağaçören 27 köyü ile ilçe olup, Aksaray iline bağlanmıştır. Ayrıca Evren 9 köyü ile 9 Mayıs 1990 tarihinde ve 3644 sayılı 130 ilçe kurulması hakkındaki kanunla İlçe haline getirilerek Ankara iline bağlanmıştır.
İlçe düzeyinde kanunun istediği anlamda Mahalli İdareler birimi sayılacak Özel İdare kuruluşu mevcut değildir. İlçe Özel İdare Müdürlüğü mülkiyeti İl Özel İdaresine ait binada kendisine verilen görevleri yürütmektedir.
A-BELEDİYELER:
İlçede bir merkez, 4 kasaba belediyesi dışında 43 köy muhtarlığı mevcut olup,bu köylere bağlı 3 yayla vardır. Yakın zamana kadar ilçeye bağlı olan köylerin Aksaray iline bağlanması ile köy sayısı azalmıştır, Sarıyahşi, Ortaköy ilçeden ayrılan ve daha sonra Aksaray'ın ilçesi haline gelen köylerdendir
B-KÖYLER:
İlçemizin 43 köyü bulunmaktadır. Köylerimizin ekonomik ve sosyal yönden İlçe ile sıkı bir ilişkisi vardır. Genel olarak köy,muhtar ve ihtiyar heyet üyeleri köy hizmetlerini yürütecek yetenekte değildir. Eğitim seviyeleri de son derece düşüktür fakat gün geçtikçe köylü halkımızın eğitim seviyesi yükselmektedir
TARİHİ (bkz kaynak )
Şereflikoçhisar, Kültür Bakanlığının höyüklerde yaptığı araştırmalardan anlaşılacağı üzere, MÖ. 3000 yıllarına kadar uzanan 5000 yıllık tarihi geçmişe sahiptir. İsmi sırasıyla; Koşhisar, Tuzbaşı, Koçhisar ve Şereflikoçhisar olarak değişiklere uğramıştır. Tarihi süreç içerisinde; Hititliler, Asurlar, Romalılar, Persler, Emeviler, Selçuklular, Karamanoğulları,Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerinde bulunduk. Karamanoğuları döneminde önemli yerleşim birimlerinden biri olan Şereflikoçhisar, 1466 yılında Osmanlı topraklarına katılmasından sonra yapılan ilk yazışmalarda, Karamanoğulları’nın Sancağı olarak kayıtlara geçmiştir
Şereflikoçhisar insanı; Osmanlı Hakimiyetine geçtikten sonra, Rumeli’ye Batı Trakya’ya İstanbul’un Fethi ile de, İstanbul’ Aksaray Semtin de 1571’de de Kıprıs’ta zorunlu ikamet ettirilmiştir. Bu nedenle Osmanlının hakimiyetine geçişinin ilk yüzyılında nahiye durumuna düşmüştür.19 yy’ın ortalarında Antep, Urfa, ve Maraş yörelerinde zorunlu ikamete tabi tutulan Şereflikoçhisar bir dönem Aksaray ve Niğde’ye bağlı kalmış, ESBKEŞAN salnamesiyle Kulu ve İnevi ile birlikte ortak yönetimle yöneltilmiştir. Daha sonra Konya’nın müstakil kazası olan Şereflikoçhisar TC döneminde önce Aksaray’a sonrada 2441 sayılı yasayla Ankara’ya bağlanmıştır.Gelir kaynakları tarım tuz ve nakliyeciliğe dayalı olan Şereflikoçhisar, yurt dışında en çok işcisi olan beldelerden birisidir. Ekonomik nedenlerden dolayı son yıllarda göçlerin görüldüğü Şereflikoçhisar’dan; üç kasabası ayrılarak ilçe olmuştur. Bu üç kasabasının (Evren, Sarıyahşi, Ağaçören) köyleri ile birlikte ayrılması, ilçede ekonomik yaşamı sekteye uğratmıştır
Ankara’nın güneyinde, Tuz Gölü, Hirfanlı Baraj Gölü, Sarıyahşi, Ağaçören, Evren kazaları, Aksaray Konya illeriyle Bala kazası topraklarıyla çevrili olan Şereflikoçhisar’ın son sayımda nüfusu 50 bin dir. Ankara’nın en uzak ilçelerinden biri olan Şereflikoçhisar’ın 46 köyü 4 kasabası bulunmaktadır.
İlçe toprakları ülkemizin en eski yerleşme alanlarındandır. Höyükler halindeki il yerleşmelerden çıkartılan güneşte kurutulmuş kiremitler Cilalı Taş döneminde bile buralarda yerleşildiğini göstermektedir. Milattan önceki devirlerde Hititlerin, Roma ve Doğu Roma (Bizans) imparatorluğunun, bir ara da İran Devleti'nin hakimiyetinde kalan ilçe arazisi Malazgirt Zaferi'nden sonra Selçuklu Türkleri'nin hakimiyetine girmiştir. Selçuklulardan kalma en önemli tarihî eserler Sultan Alaaddin Camii ve bugün ayakta olmayan Hurşid Hatun (Sultan Alaaddin'in eşi) türbesidir.
Şereflikoçhisar, Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra Karamaoğulları'na bağlı kalmıştır.
1467 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından Osmanlı Devleti sınırları içine alınan Şereflikoçhisar Osmanlılar zamanında genellikle Aksaray'a bağlı bir kaza durumunda idi. 19. yüzyılda Konya'nın Esb-Keşan (Atçekenler) kazasının bir nahiyesi olan Şereflikoçhisar 1891 yılında Konya'nın bir kazası oldu. 1920'de Aksaray'a bağlandı. 1933 yılında Aksaray vilayetinin ilgası ile başkent Ankara'ya bağlanan Şereflikoçhisar, gelişen ekonomik ve sosyal yapısı ile il olmaya aday hale gelmiştir.
ŞEREFLİKOÇHİSAR İSMİNİN MENŞEİ
Tarihçi Merhum İ. Hakkı Konyalı tarafından yazılan ve 1970 yılında Şereflikoçhisar belediyesi tarafından bastırılan "Şereflikoçhisar Tarihi" adlı esere göre, Osmanlı dönemi yazmalarında adı"Koşhisar" olarak yazılan Şereflikoçhisar'ın bu ismi "çift kale" anlamına gelmektedir. Zamanla söylene söylene Koçhisar şeklini almıştır. Cumhuriyet döneminde adının başına bir zafer tacı gibi oturtulan "Şerefli" unvanını ise Konyalı'ya göre burada oturan "Şerefli" aşiretinden almıştır. Bununla beraber bu unvanın Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Balkan, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşında çoksayıda şehit vermesi sebebiyle özel bir kanunla verildiği de söylenmektedir.
KAYNAK :Şereflikoçhisar Ticaret Odası
GELENEK VE GÖRENEKLER
Bugün köylerin boşalması ile garip ve öksüz kalan köy odalarımız mevcuttur. Köye gelen tanrı misafirleri özellikle yol üzeri köylerinde en iyi şekilde ağırlanır ve ihtiyaçları giderilirdi. Kış aylarında köylülerin bir araya geldiği büyük bir eğitim yuvası olan Köy odaları vardı. Koçhisar'da Ramazan: Her yerde olduğu gibi, ilçemizde de Ramazan ayı insanlarımızın büyük aşk ve şevk içinde idrak edilmektedir. Koçhisar'da özel tahinli Ramazan pideleri vardır. Her aile Ramazanda iftar davetleri verir. Zenginlerimiz fakir halka gıda yardımında bulunur. Kış aylarında arabaşı denilen bir toplu ziyafet vardır. Acılı, özel hindi, tavuk gibi kanatlı hayvan etinden çorba, bir de çoközel olarak yapılan hamuru vardır. Önce hamur kaşıkla alınır, çorba ile çiğnenmeden içilir. Saya gezileri: Kış yarılandığında mahalle veya köyün yeni delikanlıları çeşitli kıyafet değişiklikleri ile ev ev gezer, taklitler yaparak eski dönemlerde ziyaret için gerekli gıdaları şimdilerde ise gönlünden geçen paraları alırlar. Şereflikoçhisarlılar olarak medarı iftiharımız Aziz Mahmud Hüdayi gibi Anadolu'yu aydınlatan ilim irfan sahibi büyüklerimiz vardır.
TUZ GÖLÜ VE TURİZM

Ankara'dan Şereflikoçhisar'a doğru ilerlerken batı yönündeki ışıltılarla kendini fark ettiriyor Tuz Gölü. Yoğun beyazlık, tuz kristallerinin tayfları, insan beyninde kaçınılmaz kar ve buz çağrışımı yapıyor. Ayaklarınızı kıyıdaki bir karış suya sokana kadar da bu duygudan kurtulamıyorsunuz. Donma derecesine yakın bir ısıya hazırlıyor beden kendini. İlk adım şaşırtıyor, ikincisi alıştırıyor, üçüncüsü ayaklarınızın altındakinin tuz olduğunu kabul ettiriyor. Ve tuzu düşünüyorsunuz: Yaşamın en önemli uzantılarından, hatta vazgeçilmezlerinden biri... Bedenimizde yüzde 3.5 oranında bulunan tuz... Doğanın dengesine eşsiz bir göndermedir bu, çünkü dünya denizlerindeki tuz oranı da yüzde 3.5! Melendiz Suyu dışında birkaç küçük dere ve yeraltı tuzlu su kaynakları ile beslenen Tuz Gölü'nde bulunan üç tuzlada, Türkiye'nin yıllık tuz ihtiyacının yüzde 64'ü olan 1 milyon ton tuz elde ediliyor. Tekel tarafından işletilirken özelleştirmeyle özel sektöre devr edilen tuzlalardaki tuz yataklarına dönem dönem verilen doymuş tuzlu su, bir süre sonra çekiliyor. Çökelmiş olan tuz, kazma kürek kullanılarak zeminden alınıyor, vagonetlere yüklenerek geniş bir raylı ulaşım sistemiyle kıyıdaki depolara ulaştırılıyor. Depolarda kamyonlara yüklenen tuz, Şereflikoçhisar'da yoğunlaşan özel işletmelerde yıkanıyor. Havuzlarda tekrar tekrar yıkanan ve işlenen tuz çuvallanarak sanayide kullanılmak üzere Türkiye'nin dört bir yanına dağıtılıyor.
Osmanlı döneminde ise kendiliğinden oluşan tuz bloklarını kırarak hemen gölün kıyısında satarlarmış, sonra da develere yükleyerek dağıtımını yaparlarmış. Zaman içinde depolar oluşturulmuş. Göle, pâreli hat denilen bir ana dekovil hattı döşenmiş. Böylelikle her yıl gölün değişik bölümlerinden tuz toplanmaya başlanmış. 1970'lere kadar uygulanan bu yöntemin elverişli olmaması nedeniyle vazgeçilip, halen kullanılmakta olan tuzlalar inşa edilmiş. 1500 kilometrekarelik yüzölçümüyle Türkiye'nin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölü'nün çevresindeki yerleşimlerde tarım kültürünün ve göçün ağırlığı hissediliyor. Göç, Türkiye'nin birçok bölgesindeki karakteristik özelliğini burada da koruyor. Geçmiş yıllarda farklı coğrafyalardan kalkıp gelen değişik kültürler göl çevresinde köylerini kurmuş durumda... Hayvancılık ve tarımsal üretimin yapıldığı göl çevresinde en dikkat çekici yan, gölün hemen kıyısında üretilen kavun ve karpuz... Göl suyuna bırakılan herhangi bir nesnenin çok kısa bir sürede tuzdan bir örtüyle kaplanmasına rağmen, kıyıda yetiştirilen kavun ve karpuzların şekerpare kıvamında bir tatlılığa sahip olması insanı hayrete düşürüyor. Tarımsal kültürün uzantısı olarak değerlendirilebilecek olan testi yapımı da bölgede son derece farklı. Ustaların iddiasına göre yalnızca Türkiye'de değil, tüm dünyada tuz testisi'ni yalnızca onlar yapıyorlarmış. Babadan oğula geçen bu üretimin esası toprağa tuz katılarak, terleyebilen testiler yapmak. Bu testiler özellikleri sayesinde buzdolabı işlevi görüyor ve yüksek sıcaklıkta dahi suyu soğuk tutuyorlar. 200 testilik toprağa on kilo kadar tuz katıyorlarmış. Bu oran son derece hassas. Tuz fazla konduğunda, pişme aşamasında testi patlıyor, az konduğunda ise terleme gerçekleşmiyormuş. Tuz testisinin özellikleri burada bitmiyor. Sıradan bir testi, taze suyun kokusunu ve tadını bozmadan ancak beş-altı ay koruyabilirken, tuz testisi dört-beş yıl boyunca suyun tazeliğini koruyabiliyormuş.
Tuz Gölü civarında tarihe ışık tutabilecek kalıntılar henüz yeterince araştırılmış değil. Roma Dönemi'nde yapıldığı sanılan, gölün doğu yakasıyla batı yakasını birleştiren kaldırımlı yol, Şereflikoçhisar ile Haymana yönündeki Kulu arasında bir köprü oluşturuyor. Eski dönemlerde kervanların batağa saplanmamaları için yolun iki yanına dikilmiş mermer sütunların önemli bir kısmı halen mevcut. Yol ise, yığma toprakla göl seviyesinden yaklaşık bir metre yükseltilmiş durumda. Gölün iç kesimlerinde yer alan ve Büyükada denilen adada da küçük bir kilise kalıntısı ile yine Roma Dönemi'ne ait, yol güvenliği için kurulduğu sanılan bir muhafız barınağının kalıntılarına rastlamak mümkün. Diğer yandan, bölgede sıkça görülen kızıl kaya dikitleri ise, köylülerin iddiasına göre 1. Dünya Savaşı'nda hayatlarını yitiren insanların mezar taşları... Çok sayıda höyüğün bulunduğu bölge, turistlerin de ilgisini çekiyor. Kapadokya turlarının uğrak yerlerinden biri olan Tuz Gölü'ne gelen ziyaretçiler, berrak suyun altında gümüş gibi parıldayan tuzun üzerinde yürürken heyecanlarını gizleyemiyorlar. Tedirgin adımların sıçrattığı su eteklerinde, pantolonlarında önce bir su lekesi yaratıyor; hiç önemsemeden gölde yürüyüşün tadını çıkartıyorlar.
Sanki dünya dışı bir coğrafyanın, bembeyaz bir gezegenin ziyaretinden dönüyormuşçasına otobüslerine geri döndüklerinde, kuruyan su lekesinin geride bıraktığı ince tuz tabakası, ömürleri boyunca hatırlayacakları bir anının billur izini bırakıyor onlarda
HÖYÜKLER
Çatalhöyük
Ankara yolu üzerinde Akin Köyüne ayrılan yerdedir.M.Ö.1000, 2000, 3000 Yıllarına aittir.
Akin Höyüğü
Akin Köyündedir. M.Ö. 3000 yıllarına ait seramik parçalar bulunmuştur
Harman Höyük
Büyük Damlacık Köyünün Kuzeydoğusunda Harman olarak adlandırılan yerdedir M.Ö. 3000
Kül Höyük
Şanlıkışla Köyündedir. Tunç ve demir çağı yerleşmeleri mevcuttur.
Yayla Höyüğü
Hındıllı Yaylasında bulunmaktadır. Türk-İslam Dönemine ait seramik parçaları bulunmaktadır
Baravan Höyüğü
Karamollauşağı Köyüne giden yoldadır. M.Ö. 2000
Kadı Höyüğü
Şereflikoçhisara 5 km aynı adlı yerde bulunmaktadır.
Karakuyu Höyükleri
Büyük Damlacık Köyüne uzanan yol üzerindedir. M.Ö. 3000
Elemenli Höyüğü
Hamzalı Köyünün kuzeyinde, Hamzalı ovasında Hamzalı Han Yolu üzerinde bulunmaktadır.
KALELER
Eski Türkçede koş çift anlamına gelmektedir. Koşhisar çift kale anlamına gelmektedir. Bu isim sonraları Koçhisar olarak değişikliğe uğramıştır.(Kaynak.Geçmişten Günümüze Şereflikoçhisar 96 Mehmet Yücel) Kalıntılardadan iç içe çift kalenin varlığı anlaşılmaktadı.
Başlıca kaleler şunlardır
Toklu Kalesi
Torun ve demirci obası arasındadır. İçinde bir mağara vardır.
Çavuş Kalesi
Çavuş Köyü sınırlarındadır
Parlasan Kalesi
Parlasan Köyü sınırlarındadır
Koçaş Kalesi
Sipahiler ve Üzengilik Köyleri arasında bulunmaktadır
Koçhisar Kalesi
Tüm tarihi veriler Koçhisarın içinde iç içe iki kalenin varlığını göstermektedir. Ancak çok nadir kalıntıya rastlanmıştır.
DAĞLAR
Koçaş Dağı : Denizden Yüksekliği 1554 metre.
Paşa Dağı
Gök Dağ
Karasenir Dağı
Boz Dağlar
Derevenk Dağı
Ala Dağlar
Kızılkale
TÜRBELER
Hacı Embiya Türbesi (Enbiya Dede Türbesi)
Hacı Enbiya Mahallesindedir.
Yahşiyan Türbesi
Kara Dede Türbesi
|
|
|
|
|